Ana içeriğe atla

Başkalarının haklarına saygı göstermek

Tüm insanların sahip olduğu bazı ortak haklar vardır. Örnek verecek olursak maddi ve manevi haklar, siyasi, ekonomik veya sosyal haklar şeklinde geniş bir yelpazeyi kapsar. Bilmemiz gereken herkesin bu haklara sahip olduğu ve başkaları tarafından kısıtlanamayacağı gerçeğidir.

 

İş ve ticaret hayatındaki haklardan bahsedecek olursak. Örneğin bir insan yaptığı çalışma ve buluşu tescil ettirirken bu ismi başkalarının kullanmasını engelleyebilir. Ancak başkalarının da benzer çalışmalar yapmasını (taklit olmadığı sürece) ticaretime zarar gelecek diye, tekel olmak için engelleyemez ve psikolojik yıldırma ve baskı uygulayamaz. Hukuk sisteminde buna hakkın kötüye kullanılması denir. Gerçekten çekememezlik, haset bir hastalıktır. Hani bu konu insanın var olması kadar eskidir. Belki de Allah sınırsız ihtiyaçların yanında sınırlı kaynaklar yaratırken insanları imtihan ederek, bu kalp hastalıklarından korunmamızı istemekte ve takva sahip olup olmadığını test etmektedir. Bakın dünyada ki tüm savaşlara ve kavgalara, hepsinde tamah, para hırsı ve menfaat vardır. Tekelci sistemler de böyle oluşmaktadır. Başka kişilerin pazara girmesine engel olmaya çalışırlar. Fakir ve zengin ayrımları artar.

Herkes nasibi ile gelir derler ya, başkalarının ne yaptığı ile uğraşmak yerine kendimiz daha iyi neler yapabiliriz diye uğraşmalıyız. O zaman Allah'da size yardım eder. Basit insanlar basit çıkarların peşinde koşar. Milyon dolarlık bir holding düşünün bir ürünü pazarlayan asla bu firma sokakta simit satan biriyle uğraşmaz. Çünkü o kişiye  kuruş menfaat sağlayan şeyin kendisine  kuruş kaybettirmeyeceğini bilir.

3 kuruşluk dünyada, 3 kuruş daha fazla kazanmak 3 için, 3 kuruşluk insan olmaya değer mi?.  Hangi etikete sahip olursanız olun önce insan olmayı öğrenmeniz lazım. Yıkıcı değil yapıcı olmak gerekir. Mülkün sahibi Allah'tır. Karunluk peşinde koşacağına insanlık peşinde koş ki 3 günlük dünya da giydiğin bir hırkanın hesabının sorulacağını bil.

Önce ahlak

“Sev bütün insanları, say bütün insanları,
Kin gütme, unut gitsin
geçmişte olanları,
Dürüst ol, insancıl ol düşün öbür dünyayı,
Bir karıncayı bile incitme sakın evlat,
Geçmişten geleceğe yaratılmış ne varsa,
Unutma ki hepsinin de bir sahibi var,
Kul kaderini yaşar bahtına ne çıkarsa,
Düşmez kalkmaz bir Allah unutma sakın evlat”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....