Hurriyet Spor

Bumerang - Yazarkafe
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar.

Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. Bir baba çocuklarını sürekli korkutuyor ve kızıyor ve bu şekilde cezalandırıp yönlendiriyorsa,burada otorite sahibi en güçlü olandır imajı ortaya çıkar. Bu kişi bir ağabey veya arkadaş olabilir. Okulda veya çevrede sık sık kavgalar oluyorsa, en güçlü kişiler, en çok çok korkulan ve çekinilen ve de saygı duyulan kişiler olurlar. Çoğu zaman böyle davranış sergileyen kişilere bu şekilde davranmak gerektiği kendisine daha öncede başka birisi tarafından empoze edilmiştir. Kişi bundan dolayı kendini ispatlama yönteminin bu olduğuna inanır.

Gelenekçi toplumlarda dışa bağımlılık ve kendini toplum tarafından kabul ettirme isteği daha fazla olarak görülür.  Bu insanlar dış referanslı bir hayat biçimi sergileyerek, doğrularını, yaşam biçimlerini ve kararlarını diğer insanların genel bakış açısına göre, toplumda varolma güdüsünü kullanarak belirlerler. Bu bir seçim değil bir zorunluluktur. Öyle yapılması gerekiyordur, bu şekilde davranmazsa dışlanacak istenmeyen insan olacaktır. Genelde neyin neden yapıldığı, bunların sonuçları ve nedenleri hakkında düşünülmez . Öyle yapılması gerekiyordur. Bundan dolayı meydana gelen bir sabit kafalılık ve kalıplaşmış davranış biçimleri oluşur. İnsanlar cinayetler işler, kırıcı davranışlar sergiler, politik yöntemlerle bir takım araçlar bularak, toplumda söz sahibi olma ve bir takım siyasi çıkarlar sağlama yoluna giderler.

Sivas olaylarını ve mahalle kovalamacalarını bilirsiniz. Yukarıdaki anlattıklarıma göre bunları yorumlayalım. Birinin “hırsız var” diye bağırdığını düşünün tüm ahali ve esnaf toplanır başlar bu kişiyi kovalamaya, olayın ne olduğu doğru mu olduğu düşünülmez amaç yakalamak ve linç etmektir.  Acaba neden oldu, yapılan eylem doğru mu, bu bize yakışır mı diye kendini sorgulayan olmaz. Suçlanan insan gerçekten bu duruma neden geldi. Acaba diğerleri de onun kadar suçlu mu.. Gerçekten suçlu mu diye soran olmaz. Hep anı görürüz ve üç boyutlu (buna değineceğim) düşünülmez. Yapılmak istenen ve de yapılması gereken tek şey vardır. Yeri ve zamanı gelince eksiksiz uygulanır:LİNÇ. Günlük hayatta da bazı meclislerde,iş hayatında da buna benzer olaylar ve hadislere rastlarız. Çekemediğimiz ve bizden farklı düşünen ve farklı davranan bir insan gördüğümüzde, dışlayarak,lakaplar takarak, alay ederek,komplolar hazırlayarak yıpratma oyunları oynarız . Tüm bu saldırılar karşısında kişi çoğu zaman psikolojik bunalıma girer. Çok sakinken ve iyi niyetli tavırlar beslemesine rağmen,agrasifleşebilir ve problem insan görüntüsü verebilir. Üç boyutlu düşünen bir insan (neden,olay,sonuç). Benim aydın insan tanımıma uyar. Gerçek suçlu ve suçluları görür. Bu insan deli diyenlere, neden bu hale geldi diye sorar. Hatalar:

  • Neyi savunduğunu bilememe

  • Kişisel çıkar sağlama ve örgütlenme

  • Amaçları bırakıp,araçlarla ilgilenme

  • Cehalet,geçmişi bilememe,geçmişle bağlantı kuramama(düşüncede üç boyutun olmaması.)

  • Kavramları karıştırma

  • Önyargılar


 

Kavramların yanlış yorumlanmasına bir örnek de bazı davranış modellerine verilen yakıştırmalardır. Kendini çok fazla ön plana çıkaran, saman altından su yürüten, her şeyin kolay ve illegal olan taraflarına yönelen,insanlara kaş göz işareti yapıp onları yanıltmaya çalışan kimseler hakkında “ne kadar uyanık, ne kadar gözü açık ve girişken” gibi ifadeler kullanılır. Aslında uyanıklık bir farkındalık bir bilinçlilik durumunu ifade eder. Yani gafletin zıttı anlamındadır. Ne yazık ki cehalet ve geri kafalılık birleşince ve her şey maddi kazanımlar doğrultusunda değerlendirilince “Üç kağıtçının” tanımı uyanık olabiliyor. Yüzsüzlüğün ve görgüsüzlüğün adı da “girişkenlik”

Bir de böyle insanlar el üstünde tutulup bu davranışlar meşru bir platforma oturtulunca işte o zaman toplumsal kıyım başlıyor.

Tabi buradan kendini ifade edemeyen ezik, özgüven yoksunu insanlar olalım anlamı çıkmamalı. Böyle sistemler sadece teslimiyetçi kuklalar yaratır. Olgun insan ne zaman, nasıl davranmasını bilen insandır

Bir toplu taşım aracı durduğunda herkes birden daha önce binebilmek için birbirini ite kaka saldırması,herhangi bir yerde kuyruk beklerken daha önce gelenlerin sırasını almak, halk diliyle aralara “kaynak yapmak” gibi davranışlar vb. örnek gösterilebilir

 

Birde birisinin gelip sizin bu şekilde davranmadığınızı görünce “hadi ya biraz girişken olsana” dediğini düşünsenize. Fakat sizin bunu yapmamanız girişken olmanızla bir ilgisi olmayıp, aldığınız eğitim,aile terbiyesi ve görgü kurallarının buna müsaade etmemesidir. En azından ahıra girmek için birbirini itip kakan  hayvanlardan farklı olan insan tarafınızı ortaya çıkarmak içindir. Fakat geri kafalılık bunu sizin hakkınızı arama yetersizliği olarak modeller. Haklı olduğunuzda hakkınızı aramanızla, fındık kabuğunu bile doldurmayacak basit ve illegal kazanımlar çok farklı şeylerdir. Her

 

 

zaman toplumun doğruları gerçek doğrularla, kişisel değer yargıları ve bağnazlık, gerçekler ve etik değerle uyuşmayabiliyor.

Kemik gelişimi ve protein ihtiyacını gidermek süt içen bir insana “çocuk musun?” Sokakta sağlıklı kalabilmek için spor yapan bir insana “deli gibi koşuyor” ifadelerini kullananlar,elinde sigarayla kurulup gezen,içki masası kurup,bir takım insanlara sarkıntılık yapmayı “delikanlılık, erkeklik” olarak görür.

Namus namus diye bas bas bağrılılır gelin görün ki en büyük namussuzluklar böyle nutuklar atan kimselerce yapılır. Hiç zina yapmamış gayri meşru bir ilişkide bulunmamış bir insana “Abaza” yakıştırmasını yapanda aynı zihniyettir.

Aslında tüm bu kavramlar çoğu zaman amaçlarından saptırılıp başka kazanımlar için bir araç halini alırlar. Bir takım geleneksel yaptırım araçları bulunup insanları yönetmek ve yönlendirme aracı yapılır.

Kan davaları bunun en güzel örneklerinden birisidir. Din için namus için,töre için yapıldığı söylenir.

Dini açıdan bakalım

Peygamberimizce, veda hutbesinde kan davası açıkça yasaklanmıştır. Töre açısında bakalım

Yasin suresinde “Ataları sapıklık içinde olan bir kavimi uyarmak için gönderildin” ayeti vardır. Atanız putperestse veya sizi ve ailenizi yok edebilecek masum insanların ölmesine sebep olacaksa onların yolundan gitmemeniz emredilir.

Mantık açısından bakalım.

Çok haince bir kısır döngüdür ve sonu yoktur. Bir kıvılcımla başlar ve bunu hak eden hak etmeyen herkes öder. X kişisi Y yi öldürür. Y nin yakınlarından biri X in yakınlarında birini, X in yakınlarından biri yine karşı hamle ile Y nin olayla hiçbir ilgisi olmayan akrabasını öldürür ve bu böyle devam eder. Olayla hiç ilgisi olmayan masum insanlar öldürülür ve adına töre denir. Yuvalar yıkılır günahsız genç kızlara iftiralar atılır. Kardeşe kardeşi öldürmesi için eline silah verilir. Her şeyin tek bir açıklaması vardır töre ve namus.

 

Düşünmediğimizde, saplantılarımızla ve hislerimizle hareket ettiğimizde ve başkalarının yalan yanlış yönlendirmesiyle hareket ettiğimizde hayatımız soru işaretleri ve hayal kırıklıklarıyla dolacaktır.Hayat daima bize ikinci bir şans veremeyebileceği için telafisi olmayan durumlara düşmekten kaçınmalıyız. Ölen insanın geri gelmemesi ve öldürenin hayatını parmaklıklar ardında geçirmesi gibi. Hayat bizim hayatımız olacağı için onu doğru analiz edip,yorumlayıp yine kendimiz için en doğru kararı yine kendimiz vermeliyiz. Başkalarının saplantıları ve toplumsal ve kişisel değer yargılarıyla değil.

Yaşamla ilgili değişmez kurallar ve gerçekler

Yerçekimi nasıl bir doğa kanunu ise, tabiatın kanunlarını belirleyen ilahi güç yaşamımıza aynı şekilde müdahale ediyor. Farkında olalım ya da olmayalım bilmemiz gereken bazı kurallar:

-Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Yaptığınız her fiil size geri döner. Kısascası eden ettiğini bulur(olumlu ya olumusuz anlamda).

-Kötülük eden aslında kötülüğü kendine eder. İyilik için de durum aynıdır.

- İnsanlara sistematik ve devamlı kötülük (fasıklar, iflah olmazlar) yapanlar , hem dünya hem ahiret hayatında sistematik kalıcı azaba uğrayacaklardır. Çünkü ruhu şeytanlaşmış bu kimseler günah işlemekten, zulm etmekten sıkılmamakta, utanmamakta ve Allah'tan korkmamaktadırlar. Nefis emmareleri ve egoları köütlüklerini kendilerine hoş gösterir. Başkalarının acı çekmesinden zevk alırlar. Fakat gerçek kötülüğü kendilerine yaptıklarını bilmezler.

-Gülerek günah işleyenler ağlayarak cenehenneme girer. Hadisi şerif

- Merhamet etmeyene, merhamet edilmez. Hadisi şerif

 

 

İçinizdeki gücü keşfedin

5. İçinizdeki gücü keşfedin


 

 

Karamsar ve başarısız hissetmemizin altında, daha önce karşılaştığımız engelleri hatırlayıp kendimizi sınırlamamız ve güvensizliğimiz yatar. Aslında insanlar sandıklarından daha güçlüdürler. Fakat yaşadığımız bazı zorluklar bizim mücadele azmimizi kırarak güvenimizi sarsar.  Hayatta tek engelle karşılaşan sadece bizmişiz gibi. Oysa ki güzel sonuçlar çoğu zaman zorlukların arkasında gizlidir. Önemli olan ümidimizi yitirmeden yolumuza devam edebilmektir. Ben her insanın içerisinde keşfedilmesi gereken farklı yetenekler olduğuna inanıyorum. Ancak çok insan kendine güvenmediği için yeteneklerini ortaya koymaktan kaçınabilir. Bugün sizde hangi durumda olursanız olun her şey için yeni bir başlangıç yapabilirsiniz. Hayat bize bugün kaybettirdiyse yarın daha iyisini sunacaktır. Zaman geçtikçe üzüldüğünüz şeylerin aslında ne kadar anlamsız olduğunu fark edip o günkü durumunuza güleceksiniz. Belki kaybettiğini sandığınız şeylerin daha güzeline sahip olacaksınız. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var:

Üzülme! İstediğin bir şey olmuyorsa, ya daha iyisi olacağı için; ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur”.


 

Kaygıların ardında kabul edemediğimiz ve yüzleşmekten korktuğumuz gerçekler yatar. Bize acı veren bu gerçeklerle tek tek yüzleşip bizi üzmelerine engel olabiliriz. Her zorluk olgunlaşmamıza yeni şeyler öğrenmemize vesile olur. Başka bir sözünde ise

 

Üzülme evlat kaybettim sandıkların kurtulduklarındır belki “ der  Mevlana.

 

Örneğin erkek arkadaşından ya da kız arkadaşınızdan çok istemenize ve elinizden gelen çabayı göstermenize rağmen ayrıldığınızı farz edelim. Hayat karşınıza öyle birini çıkarır ki sizden ayrılanlara teşekkür edersiniz. Neyin bizim için daha hayırlı olduğunu biz bilemeyiz. Bize düşen görev yılmadan yola devam etmek olmalı.

 

Kalbinizi kinden, nefretten ve geride kalmış anlamsız hatıralardan temizleyin. Bunları sadece çıkarılmış birer ders olarak görün. Çünkü en huzursuz insan içerisinde kin besleyen, kendiyle barışık olmayan insandır. Affetmenin gücünden faydalanın. Kalbinizi ızdırap veren hastalıklardan temizleyerek, siz sandığınız egonuzdan kurtulup öz benliğinize dönebilirsiniz. İnsan ruhu saf ve temizdir. Fakat önyargılarımızla ve duygularımızı yanlış yorumlayarak oluşturduğumuz  biz sandığımız egomuzla temiz duygularımızı  yok ederiz.

 

Özbenlik insanın nesneler dünyası ve insanlar dünyasıyla ilişkilerinde duyduğu üstünlük, yeterlilik ve etkinlik duygusudur. Yapılan yoga ve meditasyon egzersizleri, insanın evrenden gelen kozmik enerjiyi hissedip, öz benliğine dönerek kendini huzura kavuşturmasını amaçlar.

 

Nasıl olmamız gerektiğini anlatan bizi her zaman koruyacak 7 altın öğüt:

 

  1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.


 

  1. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.


 

  1. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.


 

  1. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.


 

  1. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.


 

  1. Hoşgörülükte deniz gibi ol.


 

  1. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.


 

Hz. Mevlana