2 Kasım 2026 Pazartesi

Mal, mevki ve para hırsı

Dünya hayatı kısadır. Hiç kimsenin maddi anlamda kazandıkları onu sonsuza dek yaşatmaz. İnsanın götürebileceği tek şey güzel ahlakı ve yaptıklarıdır.

İnsan, sınırsız ihtiyaçların yanında sınırlı imkanlara sahip olmasıyla imtihana tabi olunur.  Mal biriktirme yarışı, kavgalar ve çekişmelerin arkasında hep bu neden var.  Yoksa herkese aynı imkanlar verilir, kimsenin başkasına minneti kalmaz, bu açlık ve yarış olmazdı. Geçmişte yaşanmış savaşlara bakarsanız, hepsinin arkasında doymamazlık  ve kronik açlık var.

Toplum hayatında da durum farklı değil. İnsanlar karınları tok, hiçbir şeye ihtiyaçları yokken, sürekli biriktirme sevdasıyla başkaları ile çekişir, ekonomik pastadan daha fazla pay almak için yarışırlar. İş yerinde terfi ederek yükselmek, öne geçmek, diğerlerinden avantajlı konuma gelme derdindedirler. Başkalarının aynı sektörde bulunmasını, başarılı olmasını istemezler. Bu kronik açlık kimilerini her şeyin sahibi yaparken kimilerinin saf dışı kalmasını ve fakirleşmesini sağlamıştır. Sırf çekemediği için, komployla başkalarını ekmeğinden edenden daha aşağılık kim olabilir? Bilmezler mi bu dünya eden bulur dünyasıdır. Dünyada insanları sığdırmayanların, zulmedenlerin ahirette yerleri olmayacaktır. Bilmezler mi ki boynuzsuz koyun boynuzludan hakkını alacaktır. Tarih Karunların hikayelerini yazar. Malınız Karun gibi çok olsa kefenin cebi yoktur.

Önce sağlık, huzur ve afiyet dilemek sonra kazandıklarının hayrını istemek gerekir. Can yakarak, haram yolla edinilmiş kazanç huzur değil ancak bela getirir. Ama bugün, ama yarın. Er yada geç.

Nefsi emmare, yani havyanlaşmış nefis derecelerin en aşağı olanıdır. Burada maneviyat körelmiş, kişi hissizleşmiş, hayvanlar gibi sadece yemeye, içmeye başlamış, hiç bitmeyecek gibi dünyanın zevki ile eğlencesine dalmıştır. Oysa nefis kendine hizmet ettikçe doymaz, daha fazlasını ister, kişiyi felakete sürükler. Ölüm anında ve sonrasında zor durumda kalır. Çünkü insan ruhtan ibarettir.

 

Tekasür Suresi Türkçe Anlamı


Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla


1- (Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi ‘tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.’

2- “Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü.”

3- Hayır; ileride bileceksiniz.

4- Yine hayır; ileride bileceksiniz.

5- Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız,

6- Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.

7- Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (Ayne’l Yakîn) görmüş olacaksınız.

8- Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz.

 

"Sakın onların ne malları ne evlâdları seni imrendirmesin, o hiç bir şey değil ancak Allah onları Dünya hayatta bunlarla ta'zib etmesini ve canlarının kâfir oldukları halde çıkmasını murad ediyor."  Tevbe 55


***

Ayrıca bir hadisi kutside,

"Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene güçlük göster" buyurulmuş. Diğer Bir hadiste ise "Ya Rabbi! Beni sevenlere, hayırlı mal ver. Bana düşmanlık edenlere, çok mal ve çok evlat ver"

Kapitalist sistemin oluşmasında, kimilerinin har vurup harman savunmasında, başkalarının köleleştirilip diğerlerine muhtaç olmasında yukarıdaki nedenler var. Dünyadaki imkanlar herkese yetecek iken bazıları diğerlerinin haklarına yasal olmayan yollarla sahip olurlar. Fakat hiç kimse sonsuza dek yaşayacak kadar zengin değildir. Bugün haramla şişirdiğin midendekiler yarın ateşe dönüşebilir. 3 günlük dünyada üç kuruş menfaat için alçalmaktan daha aptalca bir şey olamaz. Hakkınızı aradığınız için aç kalmanız, yağcılıkla  ve hile tutunmaktan iyidir. Bir kapıyı kapatan Allah başka bir kapı açacaktır. Mülkün sahibi yalnızca O'dur. Bizim sandığımız hiçbir şey bizim değildir. Bedenimiz bile. Gaflet insanın gözünü kör ettiği için sonunu unutturur. Bizden öncede ağalar, paşalar, kontlar, baronlar vardı. Dünya hangisine kaldı ki bize kalsın.

 

İtibarsızlaştırma ve Gıybet Etme

Çağımızın toplumsal hastalıkları arasında yer alan, gıybet olarak da ifade edilen eylem “üçüncü şahıslar hakkında, arkasından hoşlanmadığı bir şekilde konuşmak” anlamına gelir.  Dedikodu ve gıybet manevi kalp hastalıkları arasında yer alır. Kalitesiz insanların başvurduğu bir yöntemdir. Kalpte oluşan çekememezlik, fesadlık ve kıskançlık lekelerinin ortak ürünüdür. Kişilerin güzel ahlakı ve eğitim düzeyi ile gıybet arasında ters orantı vardır. Bu iki koşul artıkça kalpteki lekeler azalır. Erdemli insan başkaları ile uğraşmak yerine sürekli kendiyle ilgilenip, kendini geliştirme derdindedir.  Sizdeki ayıp ya da kusur (eğer varsa dahi), başkalarını memnun ediyor ve başkaları tarafından polemik malzemesi yapılıyorsa, emin olun siz bir kere kusurlu iseniz onlar 1000 defa kusurlulardır. Hayatı bir yarışa benzetirseniz herkesin başarılı olduğu ya da olmadığı alanlar vardır. 10 kişinin koştuğu yarışta mutlaka bir kişi birinci, diğer bir kişi ise sonuncu olacaktır. Bu asla birinci kişiye, sonuncu kişiyi aşağılama, geriden gelenlere de birinciyi itibarsızlaştırma ile adımlarını küçültme hakkı vermez.

Konu bir ahlak ve kalite sorunudur. Başkalarının düştüğü kötü durumlardan keyif alma, olumsuz taraflarını araştırıp, başka ortamlarda bunu yayarak ya da kusur bulmaya çalışma zavallılığıdır.

Dedikodusu yapılan kişiler ya sizden öndedir,  ya da sizin sahip olamadığınız imkanlara ya da özelliklere sahip olabilir. Fesad kimse diğer kimseyi itibarsızlaştırarak aradaki farkları kapatmayı ister. Hastalıklı bakış açısı kıskançlık duygusu yaratırken, ahlaklı bakış açısı imrenme duygusu yaratır.   İki şey çok farklıdır. Birisinde çekemezlik ve hased varken, diğerinde özenme vardır. İmrenmek, bu kimseleri  itibarsızlaştırmaya çalışmadan onlar gibi olmayı istemek ve özenmektir. Kısançlık ise şeytani ve egosal bir hastalıktır.

Bir insanın aksayan bir yönü var diyelim. Güzel ahlak bunu deşifre etmek yerine farklılıkları örtbas etmeyi, kişilerin toplumdaki itibarını korumayı emreder.

Gıybetin nedenleri:

1- Çekemezlik, kıskançlık ve itibarsızlaştırma.

2- Başkalarının düştüğü durumdan keyif alma.

3- Başkasını yere batırırsam benim değerim artar şeklinde kalitesiz düşünce.

4- Farkları kapatmaya çalışmak.

5- Çekişme, iddia ve yarış sonucu rakip gördüklerinin eylemlerinden dedikodular üretme, bunları deşifre ederek onların ilerlelerme ya da gerilemelerini ortaya çıkarma. Olumlu ise mutsuz olma, olumsuz ise içinden buna sevinme.


Size bir hayat kuralı daha söyleyeyim. Bu aynı zamanda bir hadistir. “Size başkasından laf getiren, onlara da sizden laf götürür.” bunu unutmayın. Genelde bu kimseler içten pazarlıklı, ikili oynanyan, dost yüzlü şeytanlardır. Eee naber ne yaptın diye lafa girip aslında hayatınızdan ipuçları toplarlar. Amaçları sizi düşünmek değil istihbarat elde etmektir. Rüyalarda yılan silüetinde gözükürler. Bunlar dost gözüken, belki yanınızda ama size tuzak kuran kimseler. Psişik bazı güçleri olanlar ruhsal bir derinlikte bunu hissebilirler. Bu ruhun yaydığı enerjiden kaynaklanır.




Bir hadiste, gıybet ölü eti yemek gibidir deniliyor. Gıybet edilen kimsenin sevapları edilene iade ediliyor.




 Diğer bir hadis:




Kınayıcı olmayın, kınamayın insanları, bir kınayıcının kınadığı şeyi Allah ona göstermeden canını almaz. Hz. Muhammed (sav)

7 Eylül 2026 Pazartesi

Cenneti hak eden insanlar kimlerdir?

Neden herkes cennete gitmek ister ama hiç kimse ölmek istemez?  Yazıma komik ama düşündürücü bir sözle başlamak istedim. Belki nereye gideceğinden emin değildir; yalan dünyanın geçici lezzetlerine dalmıştır; tul-i emel sahibidir. Cennete gitmek isteyenin öncelikle onu hak etmesi gerekiyor.

Bilmeliyiz ki cennet ucuz değil cehennem lüzumsuz değildir. Ne ektiysek sonsuzlukta da onu biçeriz.

Kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğunu yalnızca bizi yaratan bilir. Biz sadece tahmin edebiliriz. Bunlar kimler olabilir?

  • Büyüklerine anne ve babalarına saygı gösterenler.

  • Başkalarına yardımcı olan, insanlara faydalı olanlar.

  • Hayatı kolaylaştıran buluşlar yapan bilim adamları, sağlık alanında çalışmalar ve buluşlar yapanlar.

  • Helal ve alınıteri ile kazanalar. Başkalarının hakkına göz dikmeyenler.

  • Özü sözü bir olan, kimseye zulm etmeyen, insanlara iyliği dokunan kimseler.

  • İnancına riya bulaştırmayanlar.

  • İnsaların elinden, beliden ve dilinden emin olduğu kimseler.

  • İnsanlara iş ve aş verenler, düşeni kaldırmaya çalışanlar.

  • Zalime karşı tavrı olanlar. Dilsiz şeytan olmayanlar.


Veya tam tersi bazı vasıflar ise zıddı bir duruma işaret eder.

  • Zalim kimseler

  • Yalancı ve Riyakarlar

  • İnsanlara alay edip, itibarsızlaştırmaya çalışanlar.

  • Kendini beğenmiş, ukela, kibirli tipler.

  • İnsanları dışlayanlar, onları sığdırmayanlar, ekmeğinden edenler.

  • Başkalarının haklarını çalmak için menfaat odaklı örgütlenenler.

Gerçek benlik ve zihin oyunları

Mutluluk ve Sonsuz Huzurun Yolları


Bazı insanlar sorunlardan asla kurtulamaz ve kendilerini sürekli çıkmazda, bitmek bilmeyen bir girdapta hissederler.  Geçmiş tecrübelerle ve algılarımızla oluşturduğumuz zihin ile bilinçaltımızın ya da gerçek benliğimizin mücadelesidir aslında yaşadığımız.  Zihnimiz veya egomuz aslında biz değiliz.

Depresyon, iç çatışmaların, zihniniz sürekli kurgulayıp kısır döngüye soktuğu çıkmazlar gerçek benliğimizin temizliğini ve saflığını anlayamayıp kendi egomuzun oluşturduğumuz dünyada sıkışıp kalmaktan meydana gelir.

Kin, nefret, intikam, kıskançlık gibi duygular egonun beslediği ve büyüttüğü duygulardır. Gerçekte insan ruhu temizdir ve burada tetikleyici kirlenmiş duygular yer almaz.  Panik ataklar, depresyon hep bu iç çatışmaların ürünüdür.

Echart Tolle "Şimdinin Gücü" gücü adlı kitapta yaşadıklarını anlatıyor.

"29 yaşıma kadar sürekli intihar eğilimli depresyon yaşıyordum. Bir korkuyla uyandım. Gördüğüm her şey yabancı ve düşmanca gözükmüştü. Eşyalar, dışardan gelen trenin sesi hiç böylesine yabancı ve ürkütücü değildi. O gece yaşadığım hissettiğim en kötü anlardı. Dünya ve nesneler düşmanca ve tiksindirici bir hal almıştı benim için.

İçimdeki ses sürekli bana "Kendimle daha fazla yaşayamayacağım".   diyordu.  'I  can't live with myself any longer' Suddenly i become aware of what a peculiar thought it was. Am i one or two?"

O halde kaç tane ben vardı?  Bir mi iki mi? Sanırım sadece biri gerçekti.  İçimdeki ses direnme boşuna diyordu. "resist is nothing". Yaşadığım korkunun ardından yakalandığım enerji akımı ile bir boşluğa sürüklenmiştim. Artık hiç korku kalmamıştı. Sabah kalktığımda başka biri olmuştum. Yıllarca huzur içinde parklarda mutlu ve huzurlu bir şekilde oturdum. Bana gelip bunun sırrını isteyenlere "Sen zaten sahipsin. Sadece zihnin fazla ses yapıyor". diye cevap verdim.

'I realized that what  everybody is looking for had already happened to me. I understood that intense pressure of suffering that night must have forced my consciousness  to withdraw from its identification with the unhappy and fearful self

"Anladığım herkese olan şey zaten bana olan şeydi. Yaşadığım yoğun baskılı  acılar bilincimin  korku dolu mutsuz kendi kimliğinden çekilmesiydi ."

Şimdilerde ruh hocalığı yapan yazar "Şimdinin Gücü" kitabını doğuran olayı ve değişimi anlatıyor. Kitap Amerika ve tüm dünyada Bestseller (en çok satan kitap olmuştur).

Kitabı kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.

Başka bir alınıtı:

"Yol kenarında oturan dilenci yoldan geçen yabancıdan sadaka ister. Yabancı sana verebileceğim bir şey yok der. Sonra dilenciye üzerinde oturduğun nedir diye sorar.

Dilenci: Yıllardır oturduğum bir kutu sadece der.

Yabancı: Hiç içine bakmayı düşündün mü diye sorar.

Dilenci : Hayır sadece bir kutu ne olabilir ki.

Yabancı ısrar eder, dilenci kutuyu açtığında içinde altın dolu olduğunu görür."

Yazar ben size bir şey veremeyen ama içinize bakmanızı söyleyen yabancıyım aslında diyor.

Kazandığını sandığın anda kaybetmek

Eden bulur derler ya, hiçte haksız sayılmaz eskiler. Başka bir söz ise “insana kazandığından başkası yoktur.” sözüdür.Hayatın koşuşturması,bitmek bilmeyen hırs,ihtiras ve yarış içerisinde insan kendini unutur. Sonunu göremez maddi olan her şeye olan bu aşk artarak manevi olan bir çok şeyide beraberinde götürür. Elindeki imkanlarla yetinmeyi ve kalıcı olan insani değerleri kazanmak ve her şeyin hayırlısını istemek yerine, sadece nefsi için yaşar. Kendini bitmek bilmeyen bir kısır döngünün içerisinde bulur.Kendini sınamak için verilen geçici zevklerin kölesi olur. Tek bir amacı vardır,hayatta kalabilmek ve eklediği servetine daha fazlasını eklemek. Dünyanın saltanıtı da, mülkü de, zevkleri de, eğlenceleri de gelip geçicidir. Kalıcı olan güzel ahlak ve yaptığımız işlerdir.

Üç kuruşluk dünyada, üç kuruş daha fazla kazanmak için, 3 kuruşluk insan olmaya değer mi?

Kula kulluk etmek insana yakışır mı? Bakıyorsunuz insanlar birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor. İnsan ilişkileri ekonomikleşiyor. Diğerlerini saf dışı bırakarak kendine çıkar sağlamaya çalışan ve bununla kazandığını zannedenler var. Aslında hayatta yaptığınız her şey bumerang etkisine sahiptir. Yaptıklarınız kısa vadede olmasa da uzun vadede kesinlikle size geri döner. Hak sahibini kesinlikle bulacaktır.

“Bazen kazandığını sandığın anda kaybeder,kaybettiğini sandığın anda kazanırsın.” sözü bana ait olan ve deneyimlerimle gördüğüm ve kabul ettiğim bir kuraldır.

Gerçekten sadece iyi ve güzel şeylere odaklaşın,kalp kırmayın. Elde ettiğinizi her şeyde hayır, huzur ve afiyet olsun istiyorsanız bunu yapın.İnsan ilişkilerini ve davranış bilimlerini öğrenin ve insanı insan yapan değerlerin bunlar olduğunu bilin.

Kin ve Nefreti Sevgiye Dönüştürün

Kendimizi yıpratmanın en basit yolu içimizde kin ve nefret barındırmaktır. Kini ve nefreti sevgiye dönüştürmeye başlar, insanları affetmenin erdem olduğuna inanırsanız içinizde sonsuz huzurun kendiliğinden oluştuğunu hissedersiniz. Kendinizi yıpratmak ve tüketmek yerine kısacık insan hayatında huzurlu yaşamanın yolunu bulmuş oluruz.
İnsanlara hatalarını düzeltmek için ikinci bir şans verin. Affetmeyi öğrenin. Yıkmak kolaydır. Kesip atmak da öyle.
Kimi insan size karşı hata bile yapmış olsa belki sizi gerçekten kırma niyetinde olmayabilir. Belki bir anlık öfkesinin, düşünmeden ettiği bir sözün sonucunda sizde böyle bir izlenim bırakmış olabilir.

Kırmak, unutmak ve kin beslemek kolaydır. Oysa kin ve nefret insan ruhunu kirleten zarar veren lekelerdir.
Ruhsal birçok sorunun altında hased, kıskançlık, anlamsız gurur ve kin yatar.
Hayat bir yolculuktur. Zevk almasını bilin yeter. Yolculuğun tadını çıkarın. Nasılsa araç son durağa geldiğinde anlamsız duygulardan eser kalmayacak. Eden ettiğini bulacak. Sen havale et rahmeti sonsuza bırak o halletsin.

Yardımsever ve güzel ahlak sahibi olmak, Allah rızasını kazanmak, dünyada elde edilecek her türlü maddiyattan daha kıymetlidir.

İnsanların yaşı üzerine

 

Yaş denilince insanın aklına, doğduğu zamandan bulunduğu ana kadarki geçirdiği yıl ve gün sayısı olan takvim yaşı akla gelir. Kişiler yaşa göre kategorize edilirken, çocuk, yetişkin, yaşlı gibi ifadeler kullanılır. 18 yaşından küçükler yetişkin sayılmaz ve bazı haklardan mahrum kalırlar. 20 yaşındaki bir insanın genç, biraz daha olgun ve yetişkin olduğu kabul edilir. Bazen yukarıdaki söylediklerimizin aksine 15 yaşında olmasına  rağmen 30 yaşındaki gibi davranan, akranlarına göre daha olgun, ne söylediğini bilen, güzel işler başaran insanlar olabileceği gibi, sahip olduğu yaşa göre daha düşük özellikler ve davranışlar sergileyen kimseler de olabilir. Sürekli insan davranışları ve doğası üzerine kafa yoran birisi olarak, gözlemlerim doğrultusunda edindiğim bilgiler ışığında, öğrendiğim yeni şeylerden bir tanesi, insanın zaman içerisinde geçirdiği sürenin, kişinin olgunluğu, zekası ve gelişimi üzerinde aynı etkiye sahip olmadığı idi. Tabi tıbbi olarak biyolojik yaş olan, insanın yıpranma ve hücre yaşını da eklemek gerekir. Kaç çeşit yaş vardır?


Takvim Yaşı


İnsanların zaman yaşıdır. Doğduğundan yaşamının sonuna kadar geçirdiği herbir yılın toplamıdır. Takvim yaşı biyolojik yaş üzerinde her zaman aynı etkiye sahip değildir. Kimi insan aynı yaşa sahip olmasına rağmen biyolojik olarak daha sağlıklı ve genç kalabilir.

Olgunluk yaşı


Kişilerin hayattan edindikleri tecrübelerle olgunlaşması, kemale ermesi, hatalarından ders çıkarma yeteneği, kendini sorgulayabilme yaşıdır. Olgun insanlar ne yaptıklarını bilen, işlediği fiilleri neden-sonuç ilişkisine dayandırarak yorumlayabilen kişilerdir. Bundan dolayı olgun insan olarak kabul edilirler. Aksi durumlarda densizlik, patavatsız davranışlar görünür. Kırıcı sözler söyleme, yaptığına pişman olma gibi. Çünkü hayattan alınmış ders sayısı çok azdır.

Zeka Yaşı


İnsanların anlama, kavrama ve muhakeme gibi özelliklerinin gelişme yaşıdır. İyi beslenmek, beyin egzersizi yapmak gibi faaliyetler kişileri hem Alzheimer  gibi hastalıklardan korur hem de beyin   hücrelerinin ve fonksiyonlarının daha aktif olmasını sağlar. O halde ne yapmalıyız? Sürekli öğrenmeli ve yaratıcılık yeteneğimizi geliştirmeliyiz. Beynimizi aktif tutmalı ve yeni şeyleri kurgulama ve sorgulamaya itmeliyiz.

Biyolojik Yaş


Stres,yaşam tarzı,genetik faktörler gibi nedenlere bağlı olarak değişen biyolojik yaşlanma süresidir. Spor yaparak,anti-aging formüllerini uygulayarak daha genç kalabilirsiniz.

 

 

 

 


 

Mal, mevki ve para hırsı