Ana içeriğe atla

Cenneti hak eden insanlar kimlerdir?

Neden herkes cennete gitmek ister ama hiç kimse ölmek istemez?  Yazıma komik ama düşündürücü bir sözle başlamak istedim. Belki nereye gideceğinden emin değildir; yalan dünyanın geçici lezzetlerine dalmıştır; tul-i emel sahibidir. Cennete gitmek isteyenin öncelikle onu hak etmesi gerekiyor.

Bilmeliyiz ki cennet ucuz değil cehennem lüzumsuz değildir. Ne ektiysek sonsuzlukta da onu biçeriz.

Kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğunu yalnızca bizi yaratan bilir. Biz sadece tahmin edebiliriz. Bunlar kimler olabilir?

  • Büyüklerine anne ve babalarına saygı gösterenler.

  • Başkalarına yardımcı olan, insanlara faydalı olanlar.

  • Hayatı kolaylaştıran buluşlar yapan bilim adamları, sağlık alanında çalışmalar ve buluşlar yapanlar.

  • Helal ve alınıteri ile kazanalar. Başkalarının hakkına göz dikmeyenler.

  • Özü sözü bir olan, kimseye zulm etmeyen, insanlara iyliği dokunan kimseler.

  • İnancına riya bulaştırmayanlar.

  • İnsaların elinden, beliden ve dilinden emin olduğu kimseler.

  • İnsanlara iş ve aş verenler, düşeni kaldırmaya çalışanlar.

  • Zalime karşı tavrı olanlar. Dilsiz şeytan olmayanlar.


Veya tam tersi bazı vasıflar ise zıddı bir duruma işaret eder.

  • Zalim kimseler

  • Yalancı ve Riyakarlar

  • İnsanlara alay edip, itibarsızlaştırmaya çalışanlar.

  • Kendini beğenmiş, ukela, kibirli tipler.

  • İnsanları dışlayanlar, onları sığdırmayanlar, ekmeğinden edenler.

  • Başkalarının haklarını çalmak için menfaat odaklı örgütlenenler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....

Başkalarının haklarına saygı göstermek

Tüm insanların sahip olduğu bazı ortak haklar vardır. Örnek verecek olursak maddi ve manevi haklar, siyasi, ekonomik veya sosyal haklar şeklinde geniş bir yelpazeyi kapsar. Bilmemiz gereken herkesin bu haklara sahip olduğu ve başkaları tarafından kısıtlanamayacağı gerçeğidir.   İş ve ticaret hayatındaki haklardan bahsedecek olursak. Örneğin bir insan yaptığı çalışma ve buluşu tescil ettirirken bu ismi başkalarının kullanmasını engelleyebilir. Ancak başkalarının da benzer çalışmalar yapmasını (taklit olmadığı sürece) ticaretime zarar gelecek diye, tekel olmak için engelleyemez ve psikolojik yıldırma ve baskı uygulayamaz. Hukuk sisteminde buna hakkın kötüye kullanılması denir. Gerçekten çekememezlik, haset bir hastalıktır. Hani bu konu insanın var olması kadar eskidir. Belki de Allah sınırsız ihtiyaçların yanında sınırlı kaynaklar yaratırken insanları imtihan ederek, bu kalp hastalıklarından korunmamızı istemekte ve takva sahip olup olmadığını test etmektedir. Bakın dünyada ki tüm sa...