15 Kasım 2019 Cuma

Toplumda bozulmanın ve kötüye gidişin iki göstergesi

Bir toplumda ya da ülkede artık çürümenin ve geriye gidişin başladığının iki önemli göstergesi vardır. Bunlar baş gösterdiğinde artık toplum geriye gidiyor ve felakete sürükleniyor demektir.
Bir toplumu ayakta tutan şey huzur, barış, adalet gibi kavramlar, insanların birbirine olan güveni ve bağlılığıdır.
Peki bu bozulmanın ve sona doğru gidişin başladığının , artık bu topluma ilahi huzursuzlukların ve belaların geleceğini nasıl anlayabiliriz.


1-Ulemanın susturulması ahmakların konuşturulması


İnsanları gerçeklere karşı uyaran bilim adamlarının, aydınların, bozuk düzenin koruyucuları tarafından itibarsızlaştırılarak cezalandırılması, bunların yerine şer düzeninin bilgisiz ve çıkarcı insanları tarafından toplumun yönlendirilir hale gelmesi.
Eğer doğruyu söyleyenlerle insanları gerçeklere karşı uyaranlar, el üstünde tutulması gerekirken itibarsızlaştırmaya ve susturulmaya çalışılıyorsa o toplumda artık geriye gidiş başlamıştır. 

2-İşlerin ehil olmayanlara verilmesi

Önemli görevlere işinin ehli olmayan liyakat değilde sadakat ehli kimselerin yerleştirilmesi.
Torpilin, kayırmacılığın artarak artık sahip olduğu makamın görev ve sorumluluklarından uzak yeteneksiz kimselerin toplumu yönetiyor ve yol gösteriyor hale gelmesidir.

Söylediğimiz iki kriter toplumsal çürümenin ve bozulmanın 2 önemli alametidir. Bunlar baş gösterdiğinde adalet ve huzur gibi kavramlar yok olmaya başlar. Hiç kimse birbirine güvenmez hale gelir. Kurumlara ve adalete olan güven kalmaz. Orada felaketler ve musibetler asla eksik olmaz. O toplum kendini düzeltemediği sürece savaşlarla, terörle, yoksullukla, iç savaşlarla mücadele eder hale gelebilir.

2 Kasım 2019 Cumartesi

Samimi dindarlarla dini kullananlar arasındaki farklar

Dindarlar hür iradeleriyle, Kuran'a ve Allah'a gerçekten inanarak ona göre yaşamlarını şekillendirirler. Onların iman ettik sözleri sadece ağızlarında kalmayarak kalplerine de iner. Dünya menfaati için kula kulluk etmezler. Yardımı sadece Allah'tan dileyip kulluğu da yine ona yaparlar.
Onlar asla saltanat dinciliği yapmazlar. Dini siyasete alet ederek makam, mevki, para kazanmanın  aracı yapmazlar. Dürüstlükten ve adaletten asla taviz vermezler. Ezilenlerin ve yardıma muhtaçların hep yanında olup sosyal adaleti savunurlar.




Dini kullananlar ise asla kuran mümini kimseler değildirler. Kuranı dillerinden düşürmez ama onu okuyup anlamaz, hayatlarına tatbik etmezler. Sadece gerçek amaçları olan dünyalık elde etme uğruna kutsal değerleri kullanırlar. Bunlardan bazıları iman ettik deseler de münafıktırlar. Yetimi doyurmaya ön ayak olmaz, kamu malını kendi malları gibi yağmalarlar.
Onların gerçek Tanrı’ları kulluk ettikleri faniler, para, sermaye ve ranttır. Onlar aslında çıkarlarının mümindirler.
Bundan dolayı dinci ile dindar arasındaki farkı çok iyi anlamak gerekiyor. İnançların temelini samimiyet ve doğruluk oluşturur.
Dinin arkasına sığınıp onu başka amaçlar için kullanan, kendini müslüman gibi gösteren ve dini sadece şekilden ibaret sananlar riyakar(ikiyüzlü) kimselerdir.

“Bir kimsenin namazı, niyazı sizi aldatmasın. O adamın dirhem ve dinarla  olan ilişkisine bakın.”

Bakıyoruz  büyük yolsuzlukların, vurgunların arkasında hep dini kullananlar ve onlardan beslenenler var.
Din onlara sahip oldukları rant, vurgun ve yağma düzenini korumak için bir maske ve kalkan görevi yapmaktadır. Allah Maun suresinde kamu(yetim) hakkını çalarak namaz kılanlara lanet edip yazıklar olsun demektedir.
Bunlar sosyal adaletin korunması için hiçbir çaba sarfetmezler. Bunların egemen olduğu toplumda zengin daha zengin fakir daha fakir olur. Fırsatçılık, adam kayırma, rüşvet artar. Toplumda bir ahlak erozyonu baş gösterir.
Bir insan Müslümanlığını şekil olarak değil önce güzel ahlak sahibi olarak kanıtlamalıdır. İnsan ilişkilerinden anlamayan, kaba, saygısız, bağnaz bir adamın önce kendi ahlakını düzeltmesi gerekir. Söylemleri ile davranışları, yaptıkları tutarlılık göstermelidir.  “Din güzel ahlaktır” buyurmakta peygamberimiz. O halde güzel ahlakın pirim yapmadığı bir toplumda, hangi şekle girerseniz girin, kendinizi nasıl tanıtırsanız tanıtın orada dindarlıktan söz edilemez.

Yunus Emre’nin de dediği gibi
Müslümanım diyen halka bilgiçlik taslayan
Nefsini müslüman etsin var ise kerameti

Ak sakallı bir hoca hiç bilmemiş hal nice
Emek vermesin hacca
Bir gönül yıkar ise

Mal, mevki ve para hırsı