Hurriyet Spor

Bumerang - Yazarkafe
Hayata Dair-İnternet ve Bilgisayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayata Dair-İnternet ve Bilgisayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Toplumda bozulmanın ve kötüye gidişin iki göstergesi

Bir toplumda ya da ülkede artık çürümenin ve geriye gidişin başladığının iki önemli göstergesi vardır. Bunlar baş gösterdiğinde artık toplum geriye gidiyor ve felakete sürükleniyor demektir.
Bir toplumu ayakta tutan şey huzur, barış, adalet gibi kavramlar, insanların birbirine olan güveni ve bağlılığıdır.
Peki bu bozulmanın ve sona doğru gidişin başladığının , artık bu topluma ilahi huzursuzlukların ve belaların geleceğini nasıl anlayabiliriz.


1-Ulemanın susturulması ahmakların konuşturulması


İnsanları gerçeklere karşı uyaran bilim adamlarının, aydınların, bozuk düzenin koruyucuları tarafından itibarsızlaştırılarak cezalandırılması, bunların yerine şer düzeninin bilgisiz ve çıkarcı insanları tarafından toplumun yönlendirilir hale gelmesi.
Eğer doğruyu söyleyenlerle insanları gerçeklere karşı uyaranlar, el üstünde tutulması gerekirken itibarsızlaştırmaya ve susturulmaya çalışılıyorsa o toplumda artık geriye gidiş başlamıştır. 

2-İşlerin ehil olmayanlara verilmesi

Önemli görevlere işinin ehli olmayan liyakat değilde sadakat ehli kimselerin yerleştirilmesi.
Torpilin, kayırmacılığın artarak artık sahip olduğu makamın görev ve sorumluluklarından uzak yeteneksiz kimselerin toplumu yönetiyor ve yol gösteriyor hale gelmesidir.

Söylediğimiz iki kriter toplumsal çürümenin ve bozulmanın 2 önemli alametidir. Bunlar baş gösterdiğinde adalet ve huzur gibi kavramlar yok olmaya başlar. Hiç kimse birbirine güvenmez hale gelir. Kurumlara ve adalete olan güven kalmaz. Orada felaketler ve musibetler asla eksik olmaz. O toplum kendini düzeltemediği sürece savaşlarla, terörle, yoksullukla, iç savaşlarla mücadele eder hale gelebilir.

Ateistlerden korkmayın ikiyüzlü münafıklardan korkun

Ateistler herhangi bir sebepten dolayı Allah'ın varlığına inanmazlar. Bu tamamen onların hür iradeleriyle vardıkları bir seçimdir. Belki de müslüman geçinenlerin yaptıkları yolsuzluklarla tutarsızlıklar onları dinden soğutmuş olabilir. Ortadoğu'nun ve İslam dünyasının yaşadığı sıkıntılar ortada.
İslam hoşgörü dini ama bu ülkelerin hoşgörüye, sevgiye, barışa ve huzura ihtiyacı var.



O yüzden Müslüman geçinenlerin gerçekten peygamberimizi ve kuranı anlamamış olmalarından ya da dini kullanan münafıklar olmalarından dolayı insanlar deist ya da ateist oluyorlar. Insanlar bunların ahlakına bakarak din bu muymuş diyerek dinden soğuyor.

Ben inançlı bir insanım ateist falan da değilim. Eğer kur'an'ımı Peygamberimi ve Allah'ımı bilmeseydim ve dinimi bu dincilerden öğrenmiş olsaydım bende dindarlığımı sorgulardım.

Asıl korkulması gereken grup ben inanmıyorum diyenler değildir. Gerçekten çekinilmesi  ve korkulması gerekenler Allah'a ve kurana saygısı olmadığı halde Allah'ın dini ile insanları kandıran ikiyüzlülerdir. Bunlar yarattıkları soygun ve şer düzenini muhafaza etmek için dini bir maske olarak kullanırlar.

Bunların ikiyüzlülüklerini, eylem ve söylem farklılıklarını gören insanlar demek ki müslümanlık buymuş diyerek dine mesafeli olmaya başlarlar.
Eğer din söylemi ile birlikte ahlaksızlık ve yolsuzluk artıyor, insanlar adalete güven sorunu yaşıyorsa orada Allah'ın dini yoktur. Din istismarı ve şekilcilik vardır.

Ataist inanmıyorum der oturur yerinde etliye sütlüye karışmaz kimsenin vicdanıyla inancıyla işi olmaz. Belki de çoğu namuslu dürüst insanlardır. Hırsızlık yapmazlar ve kul hakkı yemezler.
Bunlardan insana zarar gelmez.
Asıl zararlılar ikiyüzlü ve münafık olanlardır. Onlar şekilden şekile giren menfaat düzeninin adamlarıdır. İslam ahlakından uzak bir hayat sürerler. Onların dindarlıkları tamamen şekilden ibarettir.

Bunlar taraftar kazanmak için insanları mezhep ve inanç bağlamında bölerler. Halkın belli bir kesimini diğer kesimine karşı örgütlerler. Yaptıkları pislikleri kutsal değerlerle örtmeye çalışırlar. Bunlar halkın en şerlileridir. Allah'ın lanet ettiği ve en nefret ettiği gurup müşrikler ve bunlardır.
Halkını sömüren eziyet eden zâlim kimseler bunlardan çıkar. Bunlar Ahirzaman fitnecileridir.
Asla sözümüz gerçekten inanan Allah'tan korkan kimselere değildir. Eğer müslüman geçinenler ilme ve bilime mesafeli olmasaydı, kuranın istediği gibi okuyan, anlayan ahlaklı kimselerden oluşsaydı İslam alemi bu halde olur muydu?
Her tarafta barış ve huzur hüküm sürerdi. Emperyalizmin ve dış mihrakların eğikliği fitne tohumları burada etkisini sürdüremezdi. En tehlikeli insan iki yüzlü ve yalancı insandır. Bunların hangi ideolojinin ve fikrin arkasına sığındığın hiç bir önemi yoktur.

Samimi dindarlarla dini kullananlar arasındaki farklar

Dindarlar hür iradeleriyle, Kuran'a ve Allah'a gerçekten inanarak ona göre yaşamlarını şekillendirirler. Onların iman ettik sözleri sadece ağızlarında kalmayarak kalplerine de iner. Dünya menfaati için kula kulluk etmezler. Yardımı sadece Allah'tan dileyip kulluğu da yine ona yaparlar.
Onlar asla saltanat dinciliği yapmazlar. Dini siyasete alet ederek makam, mevki, para kazanmanın  aracı yapmazlar. Dürüstlükten ve adaletten asla taviz vermezler. Ezilenlerin ve yardıma muhtaçların hep yanında olup sosyal adaleti savunurlar.




Dini kullananlar ise asla kuran mümini kimseler değildirler. Kuranı dillerinden düşürmez ama onu okuyup anlamaz, hayatlarına tatbik etmezler. Sadece gerçek amaçları olan dünyalık elde etme uğruna kutsal değerleri kullanırlar. Bunlardan bazıları iman ettik deseler de münafıktırlar. Yetimi doyurmaya ön ayak olmaz, kamu malını kendi malları gibi yağmalarlar.
Onların gerçek Tanrı’ları kulluk ettikleri faniler, para, sermaye ve ranttır. Onlar aslında çıkarlarının mümindirler.
Bundan dolayı dinci ile dindar arasındaki farkı çok iyi anlamak gerekiyor. İnançların temelini samimiyet ve doğruluk oluşturur.
Dinin arkasına sığınıp onu başka amaçlar için kullanan, kendini müslüman gibi gösteren ve dini sadece şekilden ibaret sananlar riyakar(ikiyüzlü) kimselerdir.

“Bir kimsenin namazı, niyazı sizi aldatmasın. O adamın dirhem ve dinarla  olan ilişkisine bakın.”

Bakıyoruz  büyük yolsuzlukların, vurgunların arkasında hep dini kullananlar ve onlardan beslenenler var.
Din onlara sahip oldukları rant, vurgun ve yağma düzenini korumak için bir maske ve kalkan görevi yapmaktadır. Allah Maun suresinde kamu(yetim) hakkını çalarak namaz kılanlara lanet edip yazıklar olsun demektedir.
Bunlar sosyal adaletin korunması için hiçbir çaba sarfetmezler. Bunların egemen olduğu toplumda zengin daha zengin fakir daha fakir olur. Fırsatçılık, adam kayırma, rüşvet artar. Toplumda bir ahlak erozyonu baş gösterir.
Bir insan Müslümanlığını şekil olarak değil önce güzel ahlak sahibi olarak kanıtlamalıdır. İnsan ilişkilerinden anlamayan, kaba, saygısız, bağnaz bir adamın önce kendi ahlakını düzeltmesi gerekir. Söylemleri ile davranışları, yaptıkları tutarlılık göstermelidir.  “Din güzel ahlaktır” buyurmakta peygamberimiz. O halde güzel ahlakın pirim yapmadığı bir toplumda, hangi şekle girerseniz girin, kendinizi nasıl tanıtırsanız tanıtın orada dindarlıktan söz edilemez.

Yunus Emre’nin de dediği gibi
Müslümanım diyen halka bilgiçlik taslayan
Nefsini müslüman etsin var ise kerameti

Ak sakallı bir hoca hiç bilmemiş hal nice
Emek vermesin hacca
Bir gönül yıkar ise

iPhone'nun Android'den 10 üstün yönü


1-iPhone'lar daha hızlıdır

Daha yeni bir iPhone almayı düşünüyorsanız, içindeki A12 Bionic çipinin sayesinde Android tarafından hız yönünden üstündür. Örneğin, iPhone XS, genel performansı ölçen Geekbench 4'te Galaxy S10 Plus 'Snapdragon 855 yongasını yendi. Bu yılın önde gelen Android telefonlarını çalıştıracak olan Snapdragon 855 işlemci sayesinde boşluk geçmişte olduğundan daha dar, ancak iPhone XS 855 ile çalışan Galaxy S10 Plus '10,732'den 11,420'ye yükseldi.

2-Daha iyi yazılım ve donanım entegrasyonu

iPhone'lar daha iyi donanım / yazılım entegrasyonuna sahiptir; bu, Apple'ın her şeyi kontrol ettiği için yapması kolay bir işlemdir. Bundan dolayı donanımlarından daha iyi performans alırlar.

3-Kolay kullanıma sahip bir telefon

IPhone üzerinde UI net ve Android sonra daha güzel görünüyor.
iPhone'da dokunma yanıtı Android'den daha iyi.
 Android iyi bir çok özelleştirme sağlar ancak bu bazı kullanıcılara çok az karmaşıklık katar.
- Android telefon performansı zamanla yavaşlar ve bu da kolayca fark edilir.
- Telefon kapatıldı ve Android telefonlarda ısıtma sorunu yaygın.
- Google Play mağazası (Android uygulama mağazası), aynı zamanda önemsiz uygulamalarla doludur.
- iPhone'daki uygulamalar yüksek kalitededir. Apple tarafından App Store'a (iPhone app store) uygulama gönderilmesi için yapılan kalite inceleme süreci nedeniyle.
- iPhone'da gecikmeden yapılan güncellemeler. Android'de güncellemenin kullanılabilirliği üreticiye bağlıdır.
- iPhone'daki 3B dokunuş (şu anda iPhone 6s ve 6s + üzerinde), ekranla daha fazla etkileşim seçeneği sunar.
- Konuşma tanıma açısından Android'in Google şimdi iPhone siri sonra çok daha iyidir.
İPhone'un donanımını Android telefon ile karşılaştırmıyorum. Ancak yalnızca kullanıcı deneyimi açısından.

4-İstenilen zaman kolay güncellenme

iPhone cihazları uzun yıllar kesintisiz ve düzenli yazılım desteği alırlar. Üretilen cihazlar ve yazılım tamamen Apple firmasına aittir. Android tarafında çok farklı firmaların ürettiği binlerce model cihaz bulunur. Geçmiş modellerin ve yazılımların yeni işletim sistemi ve uygulamalarla uyumsuzluğu görülebilir. Android birazda sık işletim sistemi çıkardığından önce üretilen binlerce model içerisinde yeni yazılımlarla uyumsuzluk yaşanması çok normaldir. Her birinin farklı donanım özellikleri mevcuttur. Bir iki seneden sonra bazı cihazlar hiç güncelleme alamayabilirler.

5. Uygulamalarda tercih edilebilirlik

Artık hem iOS hem de Android mağazalarında milyonlarca uygulamaya sahip olduklarından, silah yarışı sona erdi, değil mi? Pek değil. İPhone, en yeni uygulamalar için tercih edilen platform olarak geliştiriciler tarafından tercih edilmektedir.

Google Play mağazası, uygulama mağazalarının Netflix'i gibidir; isabet alır, ancak genellikle iOS'ta ilk kez çalıştıklarını gördükten sonra. En önemli örnek, iOS'tan Android'e sıçraması birkaç ay süren Fortnite'dir ve o zaman bile bir Samsung ayrıcalığıydı. Süper Mario Run ve HQ ıvır zıvır şeyler gibi diğer uygulamalar da Android'e ulaşmak için aylar sürdü. İPhone'dan Android'den daha önce çıkan uygulamaların geçit töreni Monument Valley 2, Affinity Fotoğraf ve Snapchat.

Mesaj açık: İkinci sınıf uygulama vatandaşları gibi muamele görmek istemeyenler için, iPhone hala kral.

6. Bloatware Yok

Samsung ve diğerleri, tüm taşıyıcı yazılımlarını tek bir klasöre ayırarak kullanıcılar için acıyı en aza indirgeme konusunda daha iyi bir duruma geldi, ancak yine de telefonunuzda yer kaplıyor.

7-Mac ile daha güzel çalışma

Mac'i bir süredir denemediyseniz, iPhone'ların onlarla ne kadar iyi çalıştığını bilmek sizi şaşırtabilir. Örneğin, macOS'ta Süreklilik özelliği sayesinde, MacBook'unuzu metin mesajları gönderip almak ve hatta çağrıları almak ve yapmak için kullanabilirsiniz. Tek yapmanız gereken iPhone'unuzu yakında tutmak.

8-Apple ödeme


Android Pay ve Samsung Pay arasında Apple çok fazla rakip var, ancak şu anda, Apple Pay mobil ödeme yapmak için en popüler yöntem. Aynı zamanda kullanımı çok kolaydır. Apple Pay'i kullanmak için tek yapmanız gereken, iPhone'unuzu kasaya yerleştirilen ödeme terminalindeki desteklenen ödeme terminaline yaklaştırmak ve ardından telefonunuzun Dokunmatik Kimlik sensöründe parmağınıza basmaktır.

İPhone XS ve iPhone XR ile, Yan düğmesine iki kez dokunup, Yüz Kimliği kullanmak için telefonunuza bakmanız yeterlidir.

9-Aile Paylaşımı

Birlikte oynayan bir Apple ailesi birlikte tasarruf sağlar. İPhone'da Aile Paylaşımı sayesinde, Anne, Baba ve çocuklar App Store, iTunes ve iBooks'taki alışverişleri altı kişiyle paylaşabilir. Siz de kendi iTunes hesaplarınızı tutabilirsiniz. Junior, bir satın alma işlemi yapmak istediğinde, Satın Alma İste özelliği ile bir uyarı alırsınız, böylece indirdiklerinde sekmeleri daha iyi tutabilir ve fatura şokunu önleyebilirsiniz.
Aile için 200 GB iCloud depolama planı arasında seçim yapabilirsiniz (200 GB için aylık 2,99 ABD Doları veya 2 TB için aylık 9,99 ABD Doları).

Diğer Aile Paylaşımı özellikleri arasında paylaşılan fotoğraf albümleri, paylaşılan bir takvim ve çocuklarınızın herhangi bir zamanda bir haritada nerede olduklarını görme yeteneği bulunur. Google, Android cihazlarda kolay aile paylaşımı sunmaz, ancak Android çok daha iyi ebeveyn denetimleri uygulamalarından yararlanır.


10. En iyi destek ve yardım

Android telefonunuzla ilgili bir sorununuz olduğunda, çevrimiçi forumlarda bir çözüm bulmayı veya operatörünüzü aramayı deneyebilirsiniz. Ancak iPhone ile Apple'ın web sitesindeki faydalı yardım makalelerinin geniş bir veritabanına dokunabilir, canlı sohbet yoluyla yardım alabilir veya bir Apple Store Genius Bar'da randevu alabilirsiniz.


Yeşili doğayı rant uğruna katletmek

"Yaş kesen baş keser." Atasözü.

"Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz" Hâdis.
Peygamberimizin üç bedduasının muhataplarından biri yeşili, doğayı katlederek onun dengelerini alt üst edenlerdir.


Mevsimler değişiyor, su kaynakları azalıyor, verimli topraklar erozyona yenik düşüyor. Havaya salınan zararlı gazların etkisiyle oluşan sera etkisi küresel ısınmaya neden oluyor.

Tüm bunların nedeni yeşilin ve doğanın katledilmesi ve kaynakların yanlış kullanılmasıdır.

Kentsel dönüşüm adı altında rant uğruna yeşil alanlar yok ediliyor.
Yeşili katletmek, aslında insan hayatını katletmek, insanların geleceğini yok etmek anlamına geliyor.

   Hiçbir kazanç dünyayı yok etmekten değerli değildir. Gelecek nesillere kötü bir miras bırakmış oluyorsunuz. Bilim kurgu belgesellerinde anlatıldığı gibi başka dünya yok.

  Doğaya salınan gazların zararlı etkilerini azaltmak, yeşili korumak, çevreci yakıtlar kullanma gereği tüm dünyanın ortak sorunudur. Çünkü aynı atmosferi kullanıyoruz, aynı gemide yer alıyoruz. Doğayı korumak tüm ülkelerin ve toplumların ortak görevidir.
Dünyadaki herhangi bir yerde bir ağacın katledilmesi aslında tüm insanlığa verilmiş bir zarardır.
Konut inşa ederken ormanlık alanlar korunmalı. Betonun çok olduğu kentlerde yeşil alanların sayısı artırılmalı. Devlet yöneticileri ormanlık alanlarda imara izin vermemelidir.
Binalardaki artış kadar yeşil alanlara yer ayırıp, ağaçlandırma çalışmaları yapılmalı.

Doğayı kirleten ve katledenlere karşı caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir. Bu yüzden belediyelere, hükumetlere çok iş düşüyor.

Daha güzel bir çevre daha güzel bir  yaşam ve dünya anlamına gelecektir.

Özgün ve kaliteli içerik ne anlama gelir?

Web sayfalarını değerli kılan kıstasların başında özgünlük, kısacası benzersizlik, başka bir tabirle orjinal içirik gelir.

Bu kelimeleri arama motorları kalite yönergelerinde, SEO makalelerinde ve Adsense site kalitesi kurallarında sıkça görmüş, anlamlarını merak ediyor olabilirsiniz.

Özgün İçerik,

Yalnızca sizin tarafınızdan oluşturulmuş, alıntı ve kopya olmayan benzersiz içeriklere denir. Yayınladığınız makale, video herneyse başka bir yerde yayınlanmamış, sizin fikriniziden ve yaratıcılığınızdan doğmuş olmalıdır. Böyle olduğu zaman ancak içerik değerli hale gelecektir ve internete renk katacaktır; kullanıcılara ziyaret etmeleri için bir neden sunacaktır.

Özgünlük neden önem arz eder?

Ara motorları kullanıcıya "en ilgili ve alakalı-relative content" sunmayı prensip edinirler. Kopya ve spam içerikler kullanıcı deneyimini olumsuz etkiler, vakit kaybına neden olup aradıkları bilgilere ulaşmalarını engellerler.

Farz edin X konuda benzer 1000 makale yazılmış ve hepsinin içeriği hemen hemen aynı ise, sizin bunu yazan 1001. kişi olmanız, yazım ve kelimeler benzersiz olsa bile size birşey kazandırmaz, değerli hale gelmez, bilgi kirliliğine neden olur.

Özgünlüğe sadece kopya olmayan içerik olarak baksak bile evet doğrudur, bunun yanında özgün bir değer sunması da gerekir.
Demek istediğim bazı içerik sahipleri benzer yazıları kelimelerde oynama yaparak, değiştirerek yayınlıyor. Siyah yerine kara yazıyor, başlıkları vs değiştiriyor. Genelde bunu haber siteleri yapıyor. Bir tane ünlü sitedeki haberi değiştirerek kendi sitelerine ekliyorlar.  Arama motoru akıllı algoritmalarla bunları da süzgeçten geçirip kelime oyunlarını bulabiliyor.

Aynı habere farklı bir yorum getiyorsanız  veya içeriğiniz yayınlanmamış faydalı bilgiler içeriyorsa o zaman tam anlamıyla özgün sayılır.

 Özgünlük tam olarak  faydalılık ve güvenilirlik anlamına gelmese bile onu tamamlayan iki özelliktir. Verdiğiniz bilgilerin doğruluğu ve alanında uzmanlık içerimesi içerik değerini belirleyen ön koşullardan biridir. Bir doktorun sağlık alanında yazdığı makalelerin kredibilitesi diğerlerinden yüksek olacaktır.

Özgünlüğü tamamlayan iki önemli husus:

  • Güvenilirlik-Credibility

  • Alanında uzmanlık ve yetki sahipliği fikri uyandırmak ve kanıt ve tecrübeyle desteklenmek-Authoritative

  • Kullanıcıya farklı bir değer sunmak-Providing significant value to the users


Yukarıdaki 3 madde göz ardı edildiğinden dolayı, sitem neden "yetersiz içerik" muamelesi görüyor, Google dizinine eklenmiyor ve filtreleniyor şeklinde sorular sıkça soruluyor.

Gerçekten emin olduğunuz ve uzman olduğunuz alanlarda yazılar yazın. Savunduğunuz görüşün gerekçelerini ve nedenlerini doğru anlatın.

 

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.

 



Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır.

Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır.

Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir.

"Acaba ev 3 katlı mı olsa 5 katlı mı, tuğlayı şöyle mi koysam böyle mi?" derken elinize bir şey geçmez, dıştan sağlam gözüken ama tahta kurusunun kemirdiği ahşapları andıran bir yapıya sahip olursunuz.

Musibet ve belaların oluşmasında, geri kalmışlıkta etkili olan kurallar:

  • İşlerin ehil olmayanlara verilmesi

  • Ulemanın susuturulması ve ahmakların konuşturulması

  • Eğitimsiz ve cahil kitlelerin artması

  • Ahlak yozlaşması

  • İltmas, rüşvet, torpil ve hazırdan kazanmanın artması

  • Adaletin yozlaşması

  • Kamusal kaynakların haksız yollarla kullanılması

  • Mezhep, inanç, etnik köken vb. yollarla atılan fitneler ve kutuplaştırmalar.

  • İnancın siyasete alet edilmesi(inancına riya bulaştırmak)

  • Kendi menfaatlerini toplumun menfaatlerinden üstün gören avantacı kitlelerin oluşması.


 

 


Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar.

Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. Bir baba çocuklarını sürekli korkutuyor ve kızıyor ve bu şekilde cezalandırıp yönlendiriyorsa,burada otorite sahibi en güçlü olandır imajı ortaya çıkar. Bu kişi bir ağabey veya arkadaş olabilir. Okulda veya çevrede sık sık kavgalar oluyorsa, en güçlü kişiler, en çok çok korkulan ve çekinilen ve de saygı duyulan kişiler olurlar. Çoğu zaman böyle davranış sergileyen kişilere bu şekilde davranmak gerektiği kendisine daha öncede başka birisi tarafından empoze edilmiştir. Kişi bundan dolayı kendini ispatlama yönteminin bu olduğuna inanır.

Gelenekçi toplumlarda dışa bağımlılık ve kendini toplum tarafından kabul ettirme isteği daha fazla olarak görülür.  Bu insanlar dış referanslı bir hayat biçimi sergileyerek, doğrularını, yaşam biçimlerini ve kararlarını diğer insanların genel bakış açısına göre, toplumda varolma güdüsünü kullanarak belirlerler. Bu bir seçim değil bir zorunluluktur. Öyle yapılması gerekiyordur, bu şekilde davranmazsa dışlanacak istenmeyen insan olacaktır. Genelde neyin neden yapıldığı, bunların sonuçları ve nedenleri hakkında düşünülmez . Öyle yapılması gerekiyordur. Bundan dolayı meydana gelen bir sabit kafalılık ve kalıplaşmış davranış biçimleri oluşur. İnsanlar cinayetler işler, kırıcı davranışlar sergiler, politik yöntemlerle bir takım araçlar bularak, toplumda söz sahibi olma ve bir takım siyasi çıkarlar sağlama yoluna giderler.

Sivas olaylarını ve mahalle kovalamacalarını bilirsiniz. Yukarıdaki anlattıklarıma göre bunları yorumlayalım. Birinin “hırsız var” diye bağırdığını düşünün tüm ahali ve esnaf toplanır başlar bu kişiyi kovalamaya, olayın ne olduğu doğru mu olduğu düşünülmez amaç yakalamak ve linç etmektir.  Acaba neden oldu, yapılan eylem doğru mu, bu bize yakışır mı diye kendini sorgulayan olmaz. Suçlanan insan gerçekten bu duruma neden geldi. Acaba diğerleri de onun kadar suçlu mu.. Gerçekten suçlu mu diye soran olmaz. Hep anı görürüz ve üç boyutlu (buna değineceğim) düşünülmez. Yapılmak istenen ve de yapılması gereken tek şey vardır. Yeri ve zamanı gelince eksiksiz uygulanır:LİNÇ. Günlük hayatta da bazı meclislerde,iş hayatında da buna benzer olaylar ve hadislere rastlarız. Çekemediğimiz ve bizden farklı düşünen ve farklı davranan bir insan gördüğümüzde, dışlayarak,lakaplar takarak, alay ederek,komplolar hazırlayarak yıpratma oyunları oynarız . Tüm bu saldırılar karşısında kişi çoğu zaman psikolojik bunalıma girer. Çok sakinken ve iyi niyetli tavırlar beslemesine rağmen,agrasifleşebilir ve problem insan görüntüsü verebilir. Üç boyutlu düşünen bir insan (neden,olay,sonuç). Benim aydın insan tanımıma uyar. Gerçek suçlu ve suçluları görür. Bu insan deli diyenlere, neden bu hale geldi diye sorar. Hatalar:

  • Neyi savunduğunu bilememe

  • Kişisel çıkar sağlama ve örgütlenme

  • Amaçları bırakıp,araçlarla ilgilenme

  • Cehalet,geçmişi bilememe,geçmişle bağlantı kuramama(düşüncede üç boyutun olmaması.)

  • Kavramları karıştırma

  • Önyargılar


 

Kavramların yanlış yorumlanmasına bir örnek de bazı davranış modellerine verilen yakıştırmalardır. Kendini çok fazla ön plana çıkaran, saman altından su yürüten, her şeyin kolay ve illegal olan taraflarına yönelen,insanlara kaş göz işareti yapıp onları yanıltmaya çalışan kimseler hakkında “ne kadar uyanık, ne kadar gözü açık ve girişken” gibi ifadeler kullanılır. Aslında uyanıklık bir farkındalık bir bilinçlilik durumunu ifade eder. Yani gafletin zıttı anlamındadır. Ne yazık ki cehalet ve geri kafalılık birleşince ve her şey maddi kazanımlar doğrultusunda değerlendirilince “Üç kağıtçının” tanımı uyanık olabiliyor. Yüzsüzlüğün ve görgüsüzlüğün adı da “girişkenlik”

Bir de böyle insanlar el üstünde tutulup bu davranışlar meşru bir platforma oturtulunca işte o zaman toplumsal kıyım başlıyor.

Tabi buradan kendini ifade edemeyen ezik, özgüven yoksunu insanlar olalım anlamı çıkmamalı. Böyle sistemler sadece teslimiyetçi kuklalar yaratır. Olgun insan ne zaman, nasıl davranmasını bilen insandır

Bir toplu taşım aracı durduğunda herkes birden daha önce binebilmek için birbirini ite kaka saldırması,herhangi bir yerde kuyruk beklerken daha önce gelenlerin sırasını almak, halk diliyle aralara “kaynak yapmak” gibi davranışlar vb. örnek gösterilebilir

 

Birde birisinin gelip sizin bu şekilde davranmadığınızı görünce “hadi ya biraz girişken olsana” dediğini düşünsenize. Fakat sizin bunu yapmamanız girişken olmanızla bir ilgisi olmayıp, aldığınız eğitim,aile terbiyesi ve görgü kurallarının buna müsaade etmemesidir. En azından ahıra girmek için birbirini itip kakan  hayvanlardan farklı olan insan tarafınızı ortaya çıkarmak içindir. Fakat geri kafalılık bunu sizin hakkınızı arama yetersizliği olarak modeller. Haklı olduğunuzda hakkınızı aramanızla, fındık kabuğunu bile doldurmayacak basit ve illegal kazanımlar çok farklı şeylerdir. Her

 

 

zaman toplumun doğruları gerçek doğrularla, kişisel değer yargıları ve bağnazlık, gerçekler ve etik değerle uyuşmayabiliyor.

Kemik gelişimi ve protein ihtiyacını gidermek süt içen bir insana “çocuk musun?” Sokakta sağlıklı kalabilmek için spor yapan bir insana “deli gibi koşuyor” ifadelerini kullananlar,elinde sigarayla kurulup gezen,içki masası kurup,bir takım insanlara sarkıntılık yapmayı “delikanlılık, erkeklik” olarak görür.

Namus namus diye bas bas bağrılılır gelin görün ki en büyük namussuzluklar böyle nutuklar atan kimselerce yapılır. Hiç zina yapmamış gayri meşru bir ilişkide bulunmamış bir insana “Abaza” yakıştırmasını yapanda aynı zihniyettir.

Aslında tüm bu kavramlar çoğu zaman amaçlarından saptırılıp başka kazanımlar için bir araç halini alırlar. Bir takım geleneksel yaptırım araçları bulunup insanları yönetmek ve yönlendirme aracı yapılır.

Kan davaları bunun en güzel örneklerinden birisidir. Din için namus için,töre için yapıldığı söylenir.

Dini açıdan bakalım

Peygamberimizce, veda hutbesinde kan davası açıkça yasaklanmıştır. Töre açısında bakalım

Yasin suresinde “Ataları sapıklık içinde olan bir kavimi uyarmak için gönderildin” ayeti vardır. Atanız putperestse veya sizi ve ailenizi yok edebilecek masum insanların ölmesine sebep olacaksa onların yolundan gitmemeniz emredilir.

Mantık açısından bakalım.

Çok haince bir kısır döngüdür ve sonu yoktur. Bir kıvılcımla başlar ve bunu hak eden hak etmeyen herkes öder. X kişisi Y yi öldürür. Y nin yakınlarından biri X in yakınlarında birini, X in yakınlarından biri yine karşı hamle ile Y nin olayla hiçbir ilgisi olmayan akrabasını öldürür ve bu böyle devam eder. Olayla hiç ilgisi olmayan masum insanlar öldürülür ve adına töre denir. Yuvalar yıkılır günahsız genç kızlara iftiralar atılır. Kardeşe kardeşi öldürmesi için eline silah verilir. Her şeyin tek bir açıklaması vardır töre ve namus.

 

Düşünmediğimizde, saplantılarımızla ve hislerimizle hareket ettiğimizde ve başkalarının yalan yanlış yönlendirmesiyle hareket ettiğimizde hayatımız soru işaretleri ve hayal kırıklıklarıyla dolacaktır.Hayat daima bize ikinci bir şans veremeyebileceği için telafisi olmayan durumlara düşmekten kaçınmalıyız. Ölen insanın geri gelmemesi ve öldürenin hayatını parmaklıklar ardında geçirmesi gibi. Hayat bizim hayatımız olacağı için onu doğru analiz edip,yorumlayıp yine kendimiz için en doğru kararı yine kendimiz vermeliyiz. Başkalarının saplantıları ve toplumsal ve kişisel değer yargılarıyla değil.

Saygı ve Empati Geliştirmek

Empati kurmak en basit tanımıyla, başkalarını kendi yerine koymak, onların duygularını ve yaşadıklarını hissetmeye çalışmaktır.

Saygı,Hoşgörü,Toplum

Birçoğumuza göre saygı duymak hep başkasından beklenen başkasına duyulmayan eylemdir. Kendimizi sürekli dünyanın merkezinde gördüğümüz için ilk saygı duyulması gereken insanlar biz olmamız gerektiğini düşünürüz.

Yaptıklarımız her zaman doğrudur. Lakin durum her zaman öyle değildir. Bana saygı duy derken, bunu beklediğimiz insanlara bizler ne kadar saygı duyuyoruz diye düşünmeyiz. Her ne kadar yaptığımız eylem bize göre doğru olsa da yanıldığımız noktalar olması mümkündür. Tam olarak sentez ve analiz yeteneğimiz gelişmemişse, durumu istediğimiz gibi yorumlar ve çarpıtırız.

"Büyüklere saygı, küçüklere sevgi" gibi klişeleşmiş cümleleri sık sık duyarız. Hiç düşündünüz mü büyüğe saygı da neden küçüğe değil diye? Veya neden büyüğe sevgi duyulmaz. En azında küçükler de büyükler kadar saygıyı hak ederler. Büyükler de sevgiyi.

Hepimizin başkaları kadar buna hakkı vardır. İnsanları sürekli dinlemeli, büyüğüyle, küçüğüyle sorunlarımızı fikirlerimiz paylaşıp sağlıklı iletişim kurmalıyız. Bundan sonra bahsettiğimiz saygı ortamının kendiliğinden oluştuğunu görürüz. Küçükken susturulan, kendine gereken değer verilmediğine inanan çocuklar büyük bir özgüven kaybı yaşarlar ve bu da devekuşu gibi kafasını kuma gömen,hayata küsmüş kitleler yaratır.

Siz gece uyurken yüksek sesle müzik dinleyen kişiye kızarsınız ve birbirimize saygılı olmamız gerektiğini düşünürsünüz. Müzik dinleyen kişi ise sizin onun özgürlüğünü kısıtladığınız düşüncesiyle o da sizden kendisine saygı duymasını bekler. Fakat birlikte yaşamanın getirdiği zorunlu kurallardan birini ihlal ettiğinin, başka bir insana rahatsızlık verdiğinin farkında değildir. Saygı karşılıklı olmadır. Sokak düğünlerinde gürültü yapmanın yasaklanmasına kızan da vardır sevinen de elbette. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi iki taraf içinde beklenti aynıdır. Ama şimdi söyleyeceğim söz son noktayı koyar " Saygı görmek istiyorsan saygı duy" ne güzel değil mi? Biz eğleniyoruz fakat yanı başımız da istirahat etmek isteyen, hasta bir komşumuzun yaşantısını çileye çevirdiğimizi unuturuz. Saygı bence empati ile geliştirilirse gerçek amacına ulaşır. Yani karşınızdaki insanı anlamaya çalışarak. O zaman birbirini boğazlayan, geçimsiz insanlar olmaktan çıkar birbirimizi daha iyi anlarız. Ayrıca her şeyi saygı ile açıklamakta bana göre bu kavrama yapılan en büyük haksızlıktır. Yolsuzluğa ve haksızlığa saygı duyulmaz.

insanların temel hak ve hürriyetini kısıtlayıcı onları rencide hiç bir fiil için de saygı beklenmemelidir. Çünkü saygı beklerken en büyük saygısızlığı biz yapıyoruzdur da ondan. Anlamak ve anlaşılmak sadece trafikte hayatımızı kurtarmakla kalmayıp insan ilişkilerinde de imdadımıza yetişeceği kesindir.

 

Depresyon yoğunluğunu anlama

9 soruda depresyon yoğunluğunu nasıl ölçersiniz?


Testden çıkan sonuca göre kesin olarak depresyon teşhisi koymak doğru değildir. Uygulama belirtilerin yoğunluğunu hesaplayarak durumunuz hakkında fikir vermektedir.

Sorular:

Geçtiğimiz iki hafta boyunca aşağıdaki belirtileri ne kadar sıklıkla yaşadınız?

 

1-  Yapılan işlere karşı az ilgi ya da isteksizlik

 

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

2-  Moralsiz, depresif ve üzüntülü olmak

 

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

 

 

3-  Uykuya dalmakta, uykuda kalmakta zorluk ya da çok uyuma

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

 

4-  Kendinizi yorgun ve enerjisiz hissetmek

 

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

 

5-  İştahsızlık veya çok yeme isteği

 

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

 

 

 

6-  Kendinizin kötü ve veya başarısız olduğunu, ailenizin veya kendinizin moralinin bozulmasına izin verdiğinizi düşünmek

 

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

7-  Gazete okumak ve televizyon izlemek gibi işlerde konsantrasyon sorunu

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

8-  Yavaş hareket etme, konuşma veya tam tersi yerinde duramama huzursuzluk.

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 

 

 

 

9-  Kendinize zarar vermenin ya da ölmenizin sizin için daha iyi olacağı düşüncesi

  • Hiçbir zaman( 0)

  • Birkaç gün(1)

  • Günün yarısından fazla(2)

  • Neredeyse her gün(3)


 




























SonuçDepresyonYoğunluğuTavsiye
0 - 4Görülmedi(Yok)Tavsiye gerekmez
5 - 9Hafif ŞiddetliBelirtiler izlenmeli
10 - 19Orta ŞiddetliTedaviye başvurmak
20 - 27Yoğun ŞiddetliTedavi ve izlenme gereklidir.

 

 

Tüm soruların cevabına göre puanlarını toplayıp  (0'dan  3'e  kadar ) sonucu bulabilirsiniz.

 

Sabır ve Hoşgörünün Önemi

Yaşadığımız birçok sorunun ardında olaylara ve insanlara karşı gösterdiğimiz tahammülsüzlük ve hoşgörüsüzlük yatar. Trafikte, evde, işte hatta sokakta istemediğimiz bir durumla karşılaşınca gösterdiğimiz ilk tepki sinirlenmek veya karşımızdaki kişileri üzecek sözler ya da davranışlar sergilemek olur.

Örneğin geldiği yerin yabancısı olan bir kişi trafikte seyir halindeyken, gideceği yerin neresi olduğundan emin değilse, dönmek isterken kendini yanlış şeritte bulabilir. Aracı arızalanan insan trafiğin ortasında kalabilir veya aniden yol kapanabilir. Hepimiz bazen hata yapabilir,  şaşırabilir ve dikkatsiz davranabiliriz.

Bu tür durumlarda yapılan ilk tepki hemen kornaya basmak, geçerken yüzünü ekşitip el kol hareketleri yapmak, zor durumdaki kişiye sinirlendiğini göstermek oluyor. Fakat yüz metre ilerde kendisinin de aynı durumda kalıp, aynı muameleye maruz kalabileceğini hesaba katmıyor.

Saygı,Hoşgörü,Toplum

 

Biraz empati kurup insanları anlayama çalışsak, kendimizi onların yerine koysak, belki tahammülsüzlüklerini yerini sabır ve hoşgörü alacaktır. 

Biz bugün başkalarına karşı anlayışsız olursak yarın da başkaları bize aynı davranışı sergileyebilir. Şunu unutmamalıyız ki hiçbirimiz dört dörtlük değiliz. Hepimizin kendine özgü huyları, zevkleri ve hassasiyetleri vardır. Çok sevdiğim sözlerden bir tanesi

Asil İnsan İdare Eder, Aciz İnsan Şikayet Eder, Basit İnsan İftira Eder, Dürüst İnsan Sabreder.

Sabırlı olmaya çalıştığımızda yaşadığımız her olayı en zararla atlatıp, sinirlilikle karar verip, aniden ve düşünmeden yapacağımız ve de sonundan pişman olabileceğimiz durumlardan kendimizi korumuş oluruz.

Hoşgörülü olduğunuzda daha çok sevilir, insanları kırmaktan sakınmış olursunuz. Başkaları da size karşı hoşgörülü olur. 

Küçük şeyleri dert etmeyen insanlar daha sağlıklı, huzurlu olur ve daha uzun yaşarlar.

Bumerang ile sitenizi tanıtın, organik trafik kazanın

Bir web sitesini ayrıcalıklı yapan hiçbiriyede olmayan faydalı ve özgün içerik sunmasıdır. İçeriğin benzersizliğinin yanında "KULLANICIYA KATTIĞI" değer sitenin anlamlı olmasını sağlayacaktır.

Gerçekten uzman olduğunuz alanlarda güncel ve yararlı makaleler yazarak sitenizin ayrıcalık yarattığından emin olmalısınız. Özellikle webmaster forumlarda uzun süre görev yapmış ve kendini webmaster, seo ve uygulama geliştirmeye adamış bir kişi olarak, sitenize güvenilir kaynaklardan elde edeceğiniz referanslar ve organik ziyaretçi kazandıracak bağlantılar son derece önemlidir. Türkiye'nin en saygın medya kuruluşları arasında yer alan Hürriyet'in Bumerang ağına katılarak sitenizin tanıtımını yapabilir, üyelik derecenize göre reklamlar yayınlayıp makalelerinizi Yazarkafe'de tanıtabilirsiniz. Ziyaretçinin güvenilir kaynaklardan ve doğru referanslardan sitenize ulaşması Seo açısından çok önemlidir. Bu yüzden saygın ve değeri yüksek bağlantılar sitenizin de değerini artıcaktır. Siz de web sitenizle Bumeranga KAYIT olabilir, orada sunulan çeşitli şablonlarla da sitenizi renklendirebilirisiniz.

Üye ol

Bumerang tekliflerini yayınlayarak kazanç sağlamak için sitenizin değerinin en azından Altın ya da Platin olarak seçilmesi gerekir.

Yazarkafe'ye konu eklemebilmeniz için ise Platin üye olmanız şarttır.

Başarılı evlilikler ve eş seçimi


Helen ve Maurice Kaye 1925'te gençken tanışmışlardı. Hızlıca ilerleyen 2015'e doğru şimdi 80. yıldönümlerini kutluyorlar. Çok insan dünyada, hayatta değilken onlar evliydiler. İyisi ve kötüsüyle evliliklerini koruyabilmişlerdi. İki çocuklarını kaybettiler, evleri savaş esnasında bombalamadan kurtulmuştu. Hatta genç erkek çocukları öldükten sonra Helen intiharı bile düşünmüştü.


Henüz birbirlerine sadakatları ve sözleri asla sekteye uğramadı.




  Helen, adanmış bu mutluluğun sırrının ne olduğunu bilmiyor. Fakat SABIR ve HOŞGÖRÜ'nün önemli olduğunu söylüyor.

Bu tür hikayeler, filmlere can veriyor. Çok insan sonuza dek yaşayacağı kişinin hayalini kuruyor.

Helen ve Maurice az rastlanan bir durumdalar. Boşanma eski zamanlara göre daha ortak bir sorun. Bir çok ülkede evlenen eşlerin yarısı boşanmakta.

Linda Wolfe ise 23 kere evlilik yapmış biri olarak dünyadaki en çok evlenen kişidir.

Son eşi Glynn Wolfe ise 29 kere evlenmiş bir vaizidir. Linda sevilmeyi çok sevdiğini ve bu duygu tükenmeye başladığında  başka birini aradığını söylüyor.

Boşanma  her geçen gün ortak bir sorun halini alıyor 2.7 evliğin dışında bir evlilik aldatılma krizi çekiyor.

Bu bizde merak  uyandırıyor Acaba bu insanların tek eşli olmaları gerektiği anlamına  mı geliyor?

Konu buraya gelince bilim adamlar her 3-5 memelinin hayatı boyunca, uzun dönemli tek eşli bir bağa sahip olduğunu söylüyor. Bazı kayda değer olanları kurtlar, kunduzlar ve yarasalardır.

Eğer insanlar da diğer diğer memeliler gibiyse bu demek oluyor ki sadık eş az rastlanan bir durum haline geliyor

Sosyoloji profesorü Pepper Schwartz' e göre "İnsanlar tek eşli hayvanlar değildir. Hayvanlar içinde eşi ölünce yoluna başkasıyla devam etmeyen tek hayvan kazlardır" diyor.

Çok insan böyle düşünmüyor. Başarısız evlilikler tek eşli olmanın işareti değildir. Bu iki insanın birbirleri için doğru olmadıklarının işaretidir.

Bazıları ise Anna and Boriz Kozlov gibi ruh ikizi olmaya inanıyor. II. Dünya Savaşı sırasında ayrılıp 60 yıl sonra tekrar evlenmişlerdir.

İçimizde ruh ikizini arayanlara tavsiye verecek olursak. 130 evli çiftle yapılan bir araştırmaya göre, evlilikte başarıyı beliryelen  iki ölçü "Kibarlık ve Cömertliktir".

Araştırmacılar kibarlık görenlerin, kendilerine karşı da kibar olan, mutlu bireyleri mutlu evliliklere taşıyan bireyler olduğu ispatlandı.

Eğitimli İnsan Kimdir?

Eğitim, nitelikli bireyler yetiştirmenin olmazsa olmaz şartıdır. Kalkınmanın, insan olmanın, hayata dair her güzel amacın gerçekleşmesini sağlayan ön koşuldur. Öğretim ise eğitim faaliyetinin sadece formal aşamasını yansıtır.

Diploma, kişilerin bilgi seviyesini gösterirken, davranış ve eserleri eğitim düzeyinin göstergesidir.

Bir insana dürüst ve güzel ahlak sahibi olması gerektiğini öğrebilirsiniz.  Örneğin “Türküm, doğruyum çalışkanım.” Buraya kadar tamam. İşte bu öğretimdir. Fakat dürüst ve erdemli bir insan olmasını sağlayıp, hayatının bir parçası haline getirmesini sağlarsanız eğitimci olursunuz. Bundan dolayı her öğretmen eğitimci sayılmaz.

Eğitim ancak eğitimli kimseler tarafından yapılır. Bir öğretmen, öğrettiklerini kendisi özel hayatında uygulamıyor, asık suratla güleryüzlülüğü öğretmeye çalışıyorsa karşısındaki eğitemez, yol gösteremez, dersleri ona sevdiremez. Çoğu zaman suç öğrencinin üzerine kalır.

Çok okul olmasına rağmen çok cahil olması belki de bu yüzdendir. Bilgi insanı cehaletten belki kurtarır, donanımlı kılar, hatta üst düzey bir meslek sahibi yapabilir. Ancak vasıflı ve niteliki bir insan yapması bildiklerinin tatbikine bağlıdır.

Hz Mevlana’nın dediği gibi “Onlar ilim hafızıdır, ilim aşığı değildir”. 

Diplomalı ama niteliksiz, etik değerlerden yoksun kimselerin yetişmesinde ezberci eğitimin rolü büyüktür. Yüzeysel ve klasik eğitimle kalkınma mümkün olamaz. Toplumsal çürümenin nedenlerinden biri de şüphesiz budur.

Halkı isyan ettiren, saç baş yolduran, görev ve sorumluluğun bilincinde olmayan amirlerin, politikacıların oluşmasının nedeni, etiket sahipliği kazanılmışken nitelik sahipliği kazanılamamasıdr.

Kendisine adam olamazsın dediği babasını ayağına çağıran Kaymakam örneğindeki gibi adam olmak her zaman okumaya bağlı değildir. Okuduğunu anlayıp, uygulamaya bağlıdır.

İtibarsızlaştırma ve Gıybet Etme

Çağımızın toplumsal hastalıkları arasında yer alan, gıybet olarak da ifade edilen eylem “üçüncü şahıslar hakkında, arkasından hoşlanmadığı bir şekilde konuşmak” anlamına gelir.  Dedikodu ve gıybet manevi kalp hastalıkları arasında yer alır. Kalitesiz insanların başvurduğu bir yöntemdir. Kalpte oluşan çekememezlik, fesadlık ve kıskançlık lekelerinin ortak ürünüdür. Kişilerin güzel ahlakı ve eğitim düzeyi ile gıybet arasında ters orantı vardır. Bu iki koşul artıkça kalpteki lekeler azalır. Erdemli insan başkaları ile uğraşmak yerine sürekli kendiyle ilgilenip, kendini geliştirme derdindedir.  Sizdeki ayıp ya da kusur (eğer varsa dahi), başkalarını memnun ediyor ve başkaları tarafından polemik malzemesi yapılıyorsa, emin olun siz bir kere kusurlu iseniz onlar 1000 defa kusurlulardır. Hayatı bir yarışa benzetirseniz herkesin başarılı olduğu ya da olmadığı alanlar vardır. 10 kişinin koştuğu yarışta mutlaka bir kişi birinci, diğer bir kişi ise sonuncu olacaktır. Bu asla birinci kişiye, sonuncu kişiyi aşağılama, geriden gelenlere de birinciyi itibarsızlaştırma ile adımlarını küçültme hakkı vermez.

Konu bir ahlak ve kalite sorunudur. Başkalarının düştüğü kötü durumlardan keyif alma, olumsuz taraflarını araştırıp, başka ortamlarda bunu yayarak ya da kusur bulmaya çalışma zavallılığıdır.

Dedikodusu yapılan kişiler ya sizden öndedir,  ya da sizin sahip olamadığınız imkanlara ya da özelliklere sahip olabilir. Fesad kimse diğer kimseyi itibarsızlaştırarak aradaki farkları kapatmayı ister. Hastalıklı bakış açısı kıskançlık duygusu yaratırken, ahlaklı bakış açısı imrenme duygusu yaratır.   İki şey çok farklıdır. Birisinde çekemezlik ve hased varken, diğerinde özenme vardır. İmrenmek, bu kimseleri  itibarsızlaştırmaya çalışmadan onlar gibi olmayı istemek ve özenmektir. Kısançlık ise şeytani ve egosal bir hastalıktır.

Bir insanın aksayan bir yönü var diyelim. Güzel ahlak bunu deşifre etmek yerine farklılıkları örtbas etmeyi, kişilerin toplumdaki itibarını korumayı emreder.

Gıybetin nedenleri:

1- Çekemezlik, kıskançlık ve itibarsızlaştırma.

2- Başkalarının düştüğü durumdan keyif alma.

3- Başkasını yere batırırsam benim değerim artar şeklinde kalitesiz düşünce.

4- Farkları kapatmaya çalışmak.

5- Çekişme, iddia ve yarış sonucu rakip gördüklerinin eylemlerinden dedikodular üretme, bunları deşifre ederek onların ilerlelerme ya da gerilemelerini ortaya çıkarma. Olumlu ise mutsuz olma, olumsuz ise içinden buna sevinme.


Size bir hayat kuralı daha söyleyeyim. Bu aynı zamanda bir hadistir. “Size başkasından laf getiren, onlara da sizden laf götürür.” bunu unutmayın. Genelde bu kimseler içten pazarlıklı, ikili oynanyan, dost yüzlü şeytanlardır. Eee naber ne yaptın diye lafa girip aslında hayatınızdan ipuçları toplarlar. Amaçları sizi düşünmek değil istihbarat elde etmektir. Rüyalarda yılan silüetinde gözükürler. Bunlar dost gözüken, belki yanınızda ama size tuzak kuran kimseler. Psişik bazı güçleri olanlar ruhsal bir derinlikte bunu hissebilirler. Bu ruhun yaydığı enerjiden kaynaklanır.




Bir hadiste, gıybet ölü eti yemek gibidir deniliyor. Gıybet edilen kimsenin sevapları edilene iade ediliyor.




 Diğer bir hadis:




Kınayıcı olmayın, kınamayın insanları, bir kınayıcının kınadığı şeyi Allah ona göstermeden canını almaz. Hz. Muhammed (sav)

Bilgiye erişim ve özgür internet

Bilgi toplumu olmak ve bilmek öğrenmek herkesin hakkıdır. Tüm dünya kendini bilişime adapte etmekte ve bilgiye erişimi desteklemektedir. Internet kullanımı bazı suiistimalleri beraberinde getirse de çok basit sebeplerden dolayı kurullar oluşturup milyonlarca faydalı bilgiyi filtrelemenin, bir bloğu, domaini tamamen kapatmanın adı zararlı içerikle savaş değil sansürcülüktür. Benzer uygulamalar sadece zorba ve az gelişmiş, demokrasi kültürünün yaygınlaşmadığı ülkelerde uygulanır. Engellenen siteler arasında, dosya paylaşım siteleri,video siteleri gibi siteler mevcut. Sürekli anlattıkları pornografik sitelerle,insan nasıl öldürülür diye anlatılan (daha hiç rastlamadım) sitelerle ne ilgisi olabilir? Milyonlarca kişinin kullandığı bloğun birkaç tane zararlı içerik yüzünden tamamen kapatılması daha çağdaş ve özgür ülke sloganları arasında, bu nasıl özgürlük dedirtecek ilkel yöntemlerdir. Baskı ve engellemeye kat edilebilecek herhangi bir mesafe olamaz. Sadece engellenen içerik daha değerli hale gelecektir. Engellemek yerine bilinçlendirmek, öğretmek ve eğitmek daha uygun olacaktır. İnsanların nasıl ki hangi mahallede, hani sokakta yürüyeceğine karışmıyorsak sanal alem de manevra alanını kısıtlamaya hakkımız yoktur. Ahlaklı olmayı sadece cinsel içerikli yayınlara bağlarsak bu kelimeyi biraz dar yorumlamış olmaz mıyız? İnternet sansürlerini kınadığımı,hatta hiçbir fikrin ve düşüncenin benim düşünceme ve ideolojime ters diye aşağılanıp engellenmesini ilkellik olarak gördüğümü söylemek istiyorum. Demokrasi söylenmez,yaşanır ve yaşatılır. ----------------------------------------------------- “Gözlerimizi kapayıp, yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş,uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız: bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur.”

Kış Günlerinde Zayıflama Tavsiyeleri

Haliyle havaların da soğumasıyla evlerde ve kapalı alanlarda daha fazla vakit  geçiriyor, sağlıklı yaşam ve kilo kontrolü için gerekli olan yürüyüş gibi basit egzersizleri dahi yapamaz hale geliyoruz. Fazla kilolulukla monoton yaşam arasında doğru orantı vardır. Beslenmenize de dikkat etmiyorsanız kilo almak kaçınılmaz olacaktır.
Kilo almamak, fit görünmek veya zayıflamak için neler yapabilirsiniz?

Tatlılar, hamur işleri ve ağır karbonhidratlar içeren yemekler yerine sizi gün boyu tok tutacak kış meyve sebzeleri tüketin.  Karbonhidrat ihtiyacınızı meyvelerden karşılayın.

Yer Elması


Yer elması bunlardan biri. Kalori oranı düşük, lif içeriyor, sindirimi hızlandırıp tok kalmanızı sağlıyor. Sizi kolon kanserine karşı koruyor. Zeytinyağı ile yemekleri yapılabiliyor.

Lahana ve Lahana Suyu


Lahana, B vitamini yönünden zengin, iştah kesen aynı zamanda E ve C vitaminleri içeren faydalı sebzeler arasındadır.  Kan şekerini düşürerek toksinlerin atılmasına fayda sağlıyor. Kaynatılıp suyu içildiğinde saçlara iyi geliyor ve cildi güzelleştiriyor kilo vermeyi sağlıyor.

Turunçgiller ve Limon Sarımsak Kürü


C vitamini yönünden zengin portakal, mandalina, greyfurt ve limon bağışık sistemini güçlendiren ara öğünlerde tüketebileceğiniz çok faydalı besinlerdir. Grip ve soğuktan korunmanızı ve zinde kalmanızı sağlar. Limon suyu sabah aç karnına ılık suyla tüketildiğinde yağ yakımını hızlandırır.
Yarım litre bir kavanoza limon suyunu sıkıp, 9-10 diş sarımsağı ezerek içerisine atın. Işık almayan oda koşullarında bir ay beklettiğinizde kalp damar hastalıklarına iyi gelen mucizevi bir kür ortaya çıkıyor.

Egzersizi hayatınızdan çıkarmayın. Günlük en az yarım saat ya da bir saat yürüş yapmayı unutmayın. Kendinize yürümek ve gezmek için bahaneler yaratın. Gerekirse boş vaktiniz varsa spor salonlarına kayıt olabilirsiniz. Evden çıkmakta zorlanıyorsanız evde karın egzersizleri ve aerobic hareketleri yapabilirsiniz. Özellikle yemekten sonra akşam yürüyüşleri çok faydalıdır.

Bitmeyen Beklentiler ve İstekler

 Hayatta isteklerin ve beklentilerin sonu gelmiyor. Sizin istediklerinize sizden beklenenler de eklenince kendinizi her şeyi bir anda yapıp bitirmesi gereken bir görev adamı gibi hissediyorsunuz. Kendinizi memnun etseniz bile başkalarının sizin için biçtiği rolle kendi rolünüz arasındaki çelişki sizi huzursuz etmeye başlıyor.




Hayat denilen yolculukta her şey istediğimiz gibi olmayabiliyor. Ne kadar çabalasanızda olmayacak olan kısmette yoksa olmuyor. Bir bakıyorsunuz zaman geçiyor, “Ya iyi ki olmamış!” diyorsunuz. Olsaydı çok zor durumda kalırdım diye düşünüyorsunuz. İstemediğimiz birçok duruma ise zamanla sevinir hale gelebiliyoruz.


Demek ki bizim planlarımızı bizim için şekillendiren başka bir güç daha var. O bizim bilmediklerimizi biliyor. Hayır sandığımız çok şeyin şer, şer sandığımız çok şeyin ise hayır olduğunu bize gösteriyor eylemleriyle. Hastalık, musibet, sevinç, üzüntü hepsi bir şey öğretiyor.


İşin hayırlısı, eşin hayırlısı, kazancın hayırlısı. Bugün boğazınızdan geçen sizi yarın hasta edecekse hiç olmasa daha iyi. Çok istediğiniz kişi hayatınızı zehir edecekse ayrı kalmak daha güzel. Belki hayat daha iyi insanlar çıkaracak karşınıza.


Mevlana diyor ya


Kaybettim sandıkların kurtulduklarındır belki.

 

Bir şey olmuyorsa ya olmaması için ya da daha iyisi olacağı için olmuyordur.

 

 

Haksızlıkla kazanılan kazanç insana huzur getirmez. Tatlı bir zehir gibidir. Yerken güzeldir ama sizi hasta eder.


Bunun için her şeyin hayırlısını istemek gerekir. Kendine düşen görevi yaptıktan sonra dua etmek çok güzel bir eylemdir.


Sonucunu ise her şeyin iç yüzünü bilene bırakmak ve kararlarına saygı duymak gerekir. Tabiatın kurallarını koyan güç mutlaka size bu yolculukta yardım edecektir.

Toplumsal çürüme ve kıyamet alametleri

 

 1-İşlerin ehil olmayanlara verilmesi


Sırf örgütlenme kadrolaşma adına, devlet yönetimde ve diğer iş pozisyonlara ehil olmayan kişilerin getirilmesidir. Hak eden değil de yandaş ve iltimas sahipleri makam sahibi olurlar. Devletin yönetimine halkın en şerlileri ve fitneci başları seçilir. İşler torpille(iltimasla) yürümeye başlar. Adam kayırma, ahlaksızlık ve hazırdan kazanma had safhaya ulaşır.

 

 

2- Ulemanın Susturulması Ahmakların Konuşturulması


Halkın ileri gelenlerine, eli kalem tutan bilim adamlarına ve doğru söyleyenlerine karşı muhalefet ve itibarsızlaştırma projeleri yürütülür. Aydınların yaptığı uyarılar, şer sisteminin, menfaat düzenin bozulmasına sebep olacağından dolayı onlara sürekli karşı duruş sergilenir. Her türlü felaketin altında cehalet vardır. Bilirkişiler halkı uyararak onların uyanmasını ve gerçekleri görmesini sağlarlar. Şerciler halkın cehaletini, gafletini, ahlaksızlığını, menfaatçiliğini kullanırlar. Nerede yalaka, özel tutulmuş, alanında bir doktrine ve uzmanlığa sahip olmayan kimseler fetva vermeye, halkı yanıltmaya başlarlar. Fitnelerin ve komplo teorilerinin üretilmesine yardımcı olurlar.

 

3- Dürüstlüğün cezalandırılması ve ahlaksızlığın artması


Nerede iyi niyetli kimse varsa ezilen tarafta yer alması, gaddar, çevresine ve makamına güvenen ahlaksız zalimler tarafından kenara itilmesi ve cezalandırılmasıdır.

Ahlaklı kimselerin alanında yükselmesi engellenir. Gücü yeten yetene sistemi kurulur. Dürüst insanların makamında yükselmesi ve kariyerinde ilerlemesi engellenir. Namussuz kimseler el üstünde tutulurken namuslu olanlara leke sürülür. Fitne ve riyakarlık pirim yapmaya başlar. Menfaati olmadan insanlar diğer insanlara selam dahi vermez hale gelirler. İkiyüzlü fesad kimseler akıllı, zeki ve başarılı kabul edilir. İçten pazarlılıklı olmayan özü sözü bir kimselere enayi ya da bön muamelesi yapılır. Düzen adamları, kepaze, madrabaz, ciğeri beş para etmez adamlara övgüler düzülür. Adalet ve hukuk sistemi tarafsızlığını yitirir, kişilere göre işler hale gelir.

 

4-Yetim hakkı ve kamu hakkı yemek


Sosyal fayda amacıyla toplanan tüyü bitmemiş yetimin hakkını kendi çıkarları ve yandaşları için kullanmak. Devlet imkanlarıyla zenginleşmek.

 

4- Zulüm etmek ve zulüme seyirci kalmak


Zulüme destek olmak, gücü yetmeyenlerin mazlumların ezilmesine rıza göstermek. Dilsiz şeytanlık yapmak.

 

5- Doğayı rant uğruna katletmek


Para uğruna yeşil alanları, ağaçları, dereleri  kurutmak, havyanların neslini tüketmek. Atmosfere sera etkisi yayan gazlar salmak.

Sonuç mevsimler ve iklimler değişiyor. Doğa, seller, sıcaklar, depremler şeklinde intikamını almaya başlıyor.

 

Sonuç olarak takdiri ilahi bu bölgeleri savaş, terör, yoklsulluk, eziyet, doğal afetler şeklindeki olaylarla ıslah etmeye çalışır. Düzelmemekte ısrar edenlerin helak edileceği ve azaba çarptırılacakları dini kaynaklarda yer almaktadır. Bunlar bazen bir ülke, bazen kavim, ya da herhangi bir topluluk olabilir.

Allah zalimlerin cezasını başka zalimler eliyle verecektir.

Yaşamla ilgili değişmez kurallar ve gerçekler

Yerçekimi nasıl bir doğa kanunu ise, tabiatın kanunlarını belirleyen ilahi güç yaşamımıza aynı şekilde müdahale ediyor. Farkında olalım ya da olmayalım bilmemiz gereken bazı kurallar:

-Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Yaptığınız her fiil size geri döner. Kısascası eden ettiğini bulur(olumlu ya olumusuz anlamda).

-Kötülük eden aslında kötülüğü kendine eder. İyilik için de durum aynıdır.

- İnsanlara sistematik ve devamlı kötülük (fasıklar, iflah olmazlar) yapanlar , hem dünya hem ahiret hayatında sistematik kalıcı azaba uğrayacaklardır. Çünkü ruhu şeytanlaşmış bu kimseler günah işlemekten, zulm etmekten sıkılmamakta, utanmamakta ve Allah'tan korkmamaktadırlar. Nefis emmareleri ve egoları köütlüklerini kendilerine hoş gösterir. Başkalarının acı çekmesinden zevk alırlar. Fakat gerçek kötülüğü kendilerine yaptıklarını bilmezler.

-Gülerek günah işleyenler ağlayarak cenehenneme girer. Hadisi şerif

- Merhamet etmeyene, merhamet edilmez. Hadisi şerif