Ana içeriğe atla

Saygı ve Empati Geliştirmek

Empati kurmak en basit tanımıyla, başkalarını kendi yerine koymak, onların duygularını ve yaşadıklarını hissetmeye çalışmaktır.

Saygı,Hoşgörü,Toplum

Birçoğumuza göre saygı duymak hep başkasından beklenen başkasına duyulmayan eylemdir. Kendimizi sürekli dünyanın merkezinde gördüğümüz için ilk saygı duyulması gereken insanlar biz olmamız gerektiğini düşünürüz.

Yaptıklarımız her zaman doğrudur. Lakin durum her zaman öyle değildir. Bana saygı duy derken, bunu beklediğimiz insanlara bizler ne kadar saygı duyuyoruz diye düşünmeyiz. Her ne kadar yaptığımız eylem bize göre doğru olsa da yanıldığımız noktalar olması mümkündür. Tam olarak sentez ve analiz yeteneğimiz gelişmemişse, durumu istediğimiz gibi yorumlar ve çarpıtırız.

"Büyüklere saygı, küçüklere sevgi" gibi klişeleşmiş cümleleri sık sık duyarız. Hiç düşündünüz mü büyüğe saygı da neden küçüğe değil diye? Veya neden büyüğe sevgi duyulmaz. En azında küçükler de büyükler kadar saygıyı hak ederler. Büyükler de sevgiyi.

Hepimizin başkaları kadar buna hakkı vardır. İnsanları sürekli dinlemeli, büyüğüyle, küçüğüyle sorunlarımızı fikirlerimiz paylaşıp sağlıklı iletişim kurmalıyız. Bundan sonra bahsettiğimiz saygı ortamının kendiliğinden oluştuğunu görürüz. Küçükken susturulan, kendine gereken değer verilmediğine inanan çocuklar büyük bir özgüven kaybı yaşarlar ve bu da devekuşu gibi kafasını kuma gömen,hayata küsmüş kitleler yaratır.

Siz gece uyurken yüksek sesle müzik dinleyen kişiye kızarsınız ve birbirimize saygılı olmamız gerektiğini düşünürsünüz. Müzik dinleyen kişi ise sizin onun özgürlüğünü kısıtladığınız düşüncesiyle o da sizden kendisine saygı duymasını bekler. Fakat birlikte yaşamanın getirdiği zorunlu kurallardan birini ihlal ettiğinin, başka bir insana rahatsızlık verdiğinin farkında değildir. Saygı karşılıklı olmadır. Sokak düğünlerinde gürültü yapmanın yasaklanmasına kızan da vardır sevinen de elbette. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi iki taraf içinde beklenti aynıdır. Ama şimdi söyleyeceğim söz son noktayı koyar " Saygı görmek istiyorsan saygı duy" ne güzel değil mi? Biz eğleniyoruz fakat yanı başımız da istirahat etmek isteyen, hasta bir komşumuzun yaşantısını çileye çevirdiğimizi unuturuz. Saygı bence empati ile geliştirilirse gerçek amacına ulaşır. Yani karşınızdaki insanı anlamaya çalışarak. O zaman birbirini boğazlayan, geçimsiz insanlar olmaktan çıkar birbirimizi daha iyi anlarız. Ayrıca her şeyi saygı ile açıklamakta bana göre bu kavrama yapılan en büyük haksızlıktır. Yolsuzluğa ve haksızlığa saygı duyulmaz.

insanların temel hak ve hürriyetini kısıtlayıcı onları rencide hiç bir fiil için de saygı beklenmemelidir. Çünkü saygı beklerken en büyük saygısızlığı biz yapıyoruzdur da ondan. Anlamak ve anlaşılmak sadece trafikte hayatımızı kurtarmakla kalmayıp insan ilişkilerinde de imdadımıza yetişeceği kesindir.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....

Başkalarının haklarına saygı göstermek

Tüm insanların sahip olduğu bazı ortak haklar vardır. Örnek verecek olursak maddi ve manevi haklar, siyasi, ekonomik veya sosyal haklar şeklinde geniş bir yelpazeyi kapsar. Bilmemiz gereken herkesin bu haklara sahip olduğu ve başkaları tarafından kısıtlanamayacağı gerçeğidir.   İş ve ticaret hayatındaki haklardan bahsedecek olursak. Örneğin bir insan yaptığı çalışma ve buluşu tescil ettirirken bu ismi başkalarının kullanmasını engelleyebilir. Ancak başkalarının da benzer çalışmalar yapmasını (taklit olmadığı sürece) ticaretime zarar gelecek diye, tekel olmak için engelleyemez ve psikolojik yıldırma ve baskı uygulayamaz. Hukuk sisteminde buna hakkın kötüye kullanılması denir. Gerçekten çekememezlik, haset bir hastalıktır. Hani bu konu insanın var olması kadar eskidir. Belki de Allah sınırsız ihtiyaçların yanında sınırlı kaynaklar yaratırken insanları imtihan ederek, bu kalp hastalıklarından korunmamızı istemekte ve takva sahip olup olmadığını test etmektedir. Bakın dünyada ki tüm sa...