Ana içeriğe atla

Yeşili doğayı rant uğruna katletmek

"Yaş kesen baş keser." Atasözü.

"Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz" Hâdis.
Peygamberimizin üç bedduasının muhataplarından biri yeşili, doğayı katlederek onun dengelerini alt üst edenlerdir.


Mevsimler değişiyor, su kaynakları azalıyor, verimli topraklar erozyona yenik düşüyor. Havaya salınan zararlı gazların etkisiyle oluşan sera etkisi küresel ısınmaya neden oluyor.

Tüm bunların nedeni yeşilin ve doğanın katledilmesi ve kaynakların yanlış kullanılmasıdır.

Kentsel dönüşüm adı altında rant uğruna yeşil alanlar yok ediliyor.
Yeşili katletmek, aslında insan hayatını katletmek, insanların geleceğini yok etmek anlamına geliyor.

   Hiçbir kazanç dünyayı yok etmekten değerli değildir. Gelecek nesillere kötü bir miras bırakmış oluyorsunuz. Bilim kurgu belgesellerinde anlatıldığı gibi başka dünya yok.

  Doğaya salınan gazların zararlı etkilerini azaltmak, yeşili korumak, çevreci yakıtlar kullanma gereği tüm dünyanın ortak sorunudur. Çünkü aynı atmosferi kullanıyoruz, aynı gemide yer alıyoruz. Doğayı korumak tüm ülkelerin ve toplumların ortak görevidir.
Dünyadaki herhangi bir yerde bir ağacın katledilmesi aslında tüm insanlığa verilmiş bir zarardır.
Konut inşa ederken ormanlık alanlar korunmalı. Betonun çok olduğu kentlerde yeşil alanların sayısı artırılmalı. Devlet yöneticileri ormanlık alanlarda imara izin vermemelidir.
Binalardaki artış kadar yeşil alanlara yer ayırıp, ağaçlandırma çalışmaları yapılmalı.

Doğayı kirleten ve katledenlere karşı caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir. Bu yüzden belediyelere, hükumetlere çok iş düşüyor.

Daha güzel bir çevre daha güzel bir  yaşam ve dünya anlamına gelecektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....

Başkalarının haklarına saygı göstermek

Tüm insanların sahip olduğu bazı ortak haklar vardır. Örnek verecek olursak maddi ve manevi haklar, siyasi, ekonomik veya sosyal haklar şeklinde geniş bir yelpazeyi kapsar. Bilmemiz gereken herkesin bu haklara sahip olduğu ve başkaları tarafından kısıtlanamayacağı gerçeğidir.   İş ve ticaret hayatındaki haklardan bahsedecek olursak. Örneğin bir insan yaptığı çalışma ve buluşu tescil ettirirken bu ismi başkalarının kullanmasını engelleyebilir. Ancak başkalarının da benzer çalışmalar yapmasını (taklit olmadığı sürece) ticaretime zarar gelecek diye, tekel olmak için engelleyemez ve psikolojik yıldırma ve baskı uygulayamaz. Hukuk sisteminde buna hakkın kötüye kullanılması denir. Gerçekten çekememezlik, haset bir hastalıktır. Hani bu konu insanın var olması kadar eskidir. Belki de Allah sınırsız ihtiyaçların yanında sınırlı kaynaklar yaratırken insanları imtihan ederek, bu kalp hastalıklarından korunmamızı istemekte ve takva sahip olup olmadığını test etmektedir. Bakın dünyada ki tüm sa...