Ana içeriğe atla

Eğitimli İnsan Kimdir?

Eğitim, nitelikli bireyler yetiştirmenin olmazsa olmaz şartıdır. Kalkınmanın, insan olmanın, hayata dair her güzel amacın gerçekleşmesini sağlayan ön koşuldur. Öğretim ise eğitim faaliyetinin sadece formal aşamasını yansıtır.

Diploma, kişilerin bilgi seviyesini gösterirken, davranış ve eserleri eğitim düzeyinin göstergesidir.

Bir insana dürüst ve güzel ahlak sahibi olması gerektiğini öğrebilirsiniz.  Örneğin “Türküm, doğruyum çalışkanım.” Buraya kadar tamam. İşte bu öğretimdir. Fakat dürüst ve erdemli bir insan olmasını sağlayıp, hayatının bir parçası haline getirmesini sağlarsanız eğitimci olursunuz. Bundan dolayı her öğretmen eğitimci sayılmaz.

Eğitim ancak eğitimli kimseler tarafından yapılır. Bir öğretmen, öğrettiklerini kendisi özel hayatında uygulamıyor, asık suratla güleryüzlülüğü öğretmeye çalışıyorsa karşısındaki eğitemez, yol gösteremez, dersleri ona sevdiremez. Çoğu zaman suç öğrencinin üzerine kalır.

Çok okul olmasına rağmen çok cahil olması belki de bu yüzdendir. Bilgi insanı cehaletten belki kurtarır, donanımlı kılar, hatta üst düzey bir meslek sahibi yapabilir. Ancak vasıflı ve niteliki bir insan yapması bildiklerinin tatbikine bağlıdır.

Hz Mevlana’nın dediği gibi “Onlar ilim hafızıdır, ilim aşığı değildir”. 

Diplomalı ama niteliksiz, etik değerlerden yoksun kimselerin yetişmesinde ezberci eğitimin rolü büyüktür. Yüzeysel ve klasik eğitimle kalkınma mümkün olamaz. Toplumsal çürümenin nedenlerinden biri de şüphesiz budur.

Halkı isyan ettiren, saç baş yolduran, görev ve sorumluluğun bilincinde olmayan amirlerin, politikacıların oluşmasının nedeni, etiket sahipliği kazanılmışken nitelik sahipliği kazanılamamasıdr.

Kendisine adam olamazsın dediği babasını ayağına çağıran Kaymakam örneğindeki gibi adam olmak her zaman okumaya bağlı değildir. Okuduğunu anlayıp, uygulamaya bağlıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....