Ana içeriğe atla

Bilgiye erişim ve özgür internet

Bilgi toplumu olmak ve bilmek öğrenmek herkesin hakkıdır. Tüm dünya kendini bilişime adapte etmekte ve bilgiye erişimi desteklemektedir. Internet kullanımı bazı suiistimalleri beraberinde getirse de çok basit sebeplerden dolayı kurullar oluşturup milyonlarca faydalı bilgiyi filtrelemenin, bir bloğu, domaini tamamen kapatmanın adı zararlı içerikle savaş değil sansürcülüktür. Benzer uygulamalar sadece zorba ve az gelişmiş, demokrasi kültürünün yaygınlaşmadığı ülkelerde uygulanır. Engellenen siteler arasında, dosya paylaşım siteleri,video siteleri gibi siteler mevcut. Sürekli anlattıkları pornografik sitelerle,insan nasıl öldürülür diye anlatılan (daha hiç rastlamadım) sitelerle ne ilgisi olabilir? Milyonlarca kişinin kullandığı bloğun birkaç tane zararlı içerik yüzünden tamamen kapatılması daha çağdaş ve özgür ülke sloganları arasında, bu nasıl özgürlük dedirtecek ilkel yöntemlerdir. Baskı ve engellemeye kat edilebilecek herhangi bir mesafe olamaz. Sadece engellenen içerik daha değerli hale gelecektir. Engellemek yerine bilinçlendirmek, öğretmek ve eğitmek daha uygun olacaktır. İnsanların nasıl ki hangi mahallede, hani sokakta yürüyeceğine karışmıyorsak sanal alem de manevra alanını kısıtlamaya hakkımız yoktur. Ahlaklı olmayı sadece cinsel içerikli yayınlara bağlarsak bu kelimeyi biraz dar yorumlamış olmaz mıyız? İnternet sansürlerini kınadığımı,hatta hiçbir fikrin ve düşüncenin benim düşünceme ve ideolojime ters diye aşağılanıp engellenmesini ilkellik olarak gördüğümü söylemek istiyorum. Demokrasi söylenmez,yaşanır ve yaşatılır. ----------------------------------------------------- “Gözlerimizi kapayıp, yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş,uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız: bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....

Gerçek, samimi dindar nasıl olmalıdır?

İnananlar ile riyakarlar arasıdaki farklar? İnançların özü samimiyettir. Din ise kulun özgür iradesiyle Allah ile kurduğu bağdır. Kişi bunu kabul etmekle ona teslim olup,  onun  belirlediği sınırlar içinde yaşamayı kabul eder. İnancı ve ibadetleri sadece şekilden ibaret sanan ve farklı amaçlar için kullananlar ise riyakar kimselerdir. Gerçek inananlar yaptıkları ibadetleri yalnızca Allah rızası için yaparlar, dünya menfaati gütmezler. Saltanatta, makamda ve mevkide gözleri yoktur. Her durumda adaleti savunur, doğruyu söylerler. Riyakar  kişiler ile gerçek inananları belirleyen unsurlar:   - Kula kulluk etmemek. Maddiyata tapmamak. Allah'tan korkmak. Yüzü kızarmak.  Yalancı olmamak. -Kişileri değil de Allah'ı memnun etmeye çalışmak. -Makam ve mevki için küçülmemek ve menfaat için sevgi gösterisinde bulunmamak. - Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak. -Başkalarının haklarını gözetmek. -İnsanlara zulüm etmemek. -Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmak. -Dedikodu, iftira ve ikiyüz...