Ana içeriğe atla

Toplumda bozulmanın ve kötüye gidişin iki göstergesi

Bir toplumda ya da ülkede artık çürümenin ve geriye gidişin başladığının iki önemli göstergesi vardır. Bunlar baş gösterdiğinde artık toplum geriye gidiyor ve felakete sürükleniyor demektir.
Bir toplumu ayakta tutan şey huzur, barış, adalet gibi kavramlar, insanların birbirine olan güveni ve bağlılığıdır.
Peki bu bozulmanın ve sona doğru gidişin başladığının , artık bu topluma ilahi huzursuzlukların ve belaların geleceğini nasıl anlayabiliriz.


1-Ulemanın susturulması ahmakların konuşturulması


İnsanları gerçeklere karşı uyaran bilim adamlarının, aydınların, bozuk düzenin koruyucuları tarafından itibarsızlaştırılarak cezalandırılması, bunların yerine şer düzeninin bilgisiz ve çıkarcı insanları tarafından toplumun yönlendirilir hale gelmesi.
Eğer doğruyu söyleyenlerle insanları gerçeklere karşı uyaranlar, el üstünde tutulması gerekirken itibarsızlaştırmaya ve susturulmaya çalışılıyorsa o toplumda artık geriye gidiş başlamıştır. 

2-İşlerin ehil olmayanlara verilmesi

Önemli görevlere işinin ehli olmayan liyakat değilde sadakat ehli kimselerin yerleştirilmesi.
Torpilin, kayırmacılığın artarak artık sahip olduğu makamın görev ve sorumluluklarından uzak yeteneksiz kimselerin toplumu yönetiyor ve yol gösteriyor hale gelmesidir.

Söylediğimiz iki kriter toplumsal çürümenin ve bozulmanın 2 önemli alametidir. Bunlar baş gösterdiğinde adalet ve huzur gibi kavramlar yok olmaya başlar. Hiç kimse birbirine güvenmez hale gelir. Kurumlara ve adalete olan güven kalmaz. Orada felaketler ve musibetler asla eksik olmaz. O toplum kendini düzeltemediği sürece savaşlarla, terörle, yoksullukla, iç savaşlarla mücadele eder hale gelebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....