Ana içeriğe atla

Çoklukla ve servetle övünmek

Sayıca fazla olmak, etrafınızda sizin gibi düşünen kişilerin çok olması, başka gurup ve kişilere karşı güçlü gözükmenizi sağlasa  bile sizi onlardan üstün kılıyor mu? Tüm bunlar doğru yolda olduğunuzun göstergesi midir? Dinler tarihine bakarsanız Mekke Müşriklerinin sayısı da Müslümanlardan fazla idi. Ad ve Semud kavimleri varlık içerisinde yüzüyordu. Güvendikleri kalabalıkları, liderleri ve servetleri vardı.  Sahip oldukları imkanlarla övünüp şımardılar. Diğer kimseleri küçük görüp onlara zulmediyorlardı. Peygamberlere inanmayıp sonunda helak oldular. Hala günümüzde askeri gücüne güvenerek, başka topluluklara zulmeden, kendi ırklarını üstün gören zalim kimseler var. Allah'ın en büyük laneti zalimleredir. Peygamberimiz  hadisinde "bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir" diyor. Haksız yere insan öldürmenin en büyük günahlardan biri olduğunu söylüyor.



Demek ki üçüncü kişilerin haklarını gasp eden, bunun için örgütlenenler, hangi kılığa girerlerse girsinler, kalabalıkları, meclisleri, askeri güçleri, servetleri onları güçlü kılmayacaktır. Onların doğru olduklarını göstermeyecektir.

"Sonra Allah, resulünün üzerine de müminlerin üzerine de sükûnetini indirmiş, ayrıca sizin görmediğiniz orduları göndermiş de küfre sapanlara azap etmişti. Kâfirlerin cezası işte budur."

Tevbe 26


Ayette görüldüğü gibi sayıca az olan müminlerin Allah'ın yardımıyla galip geldiği görülüyor. İslam dinin affetmediği iki büyük günah "İNSAN HAKKI VE ZULÜMDÜR".

Aklını işletmeyen, başkalarına zulmedenler hangi güce sahip olursalar olsunlar Allah'tan güçlü değildirler. Silahları ve kalabalıkları kendilerini mazlumların beddularından kurtarmaz.

Bakara Suresi 153. Ayette "Allah sabredenlerle beraberdir" diyor. Allah kimle beraberse güçlü olan odur. Hariciler görünüşte çok ibadet eden müslüman gözüken bir topluluktu. Gerçek müslümanlara düşmanlık yapmışlar. Hz Ali'yi sırtından hançerleyip şehit etmişlerdir. Yine oğlu Hz Hüseyin Emeviler tarafından Kerbela'da şehit edilmiştir. Onlar da kendilerini müslüman addeen bir topluluktu. Ama servet, makam ve saltanat sevdasıyla islamın getirdiği sosyal adaletten rahatsız idiler. Kabilecilikleri ve itibarları zarar görür diye düşünüyorlardı. Çünkü islam şımarıklığı, köleliği, başkalarını ezmeyi reddedidiyordu. Bakın hala Orta Doğu'daki zulme. Bunların hiçbiri islama mal edilemez. İslam dini asla zulme rıza göstermez. Yani cübbe giymek, sakal bırakmak, çok ibadet yapmak kişinin itikadının doğruluğunu göstermez.

Kafa sayısının fazla olması, çok taraftarınızın olması sizin nitelikli bir çoğunluk olduğunuzun kanıtı değildir. Müslüman coğrafyaların nitelikleri:

1- İlimden ve medeniyetten geri olmamak

2- Zulmetmemek

3-Başka toplulukların imreneceği örnek yaşama sahip olmak

"Allah'tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!" (Ankebut 41)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....