Ana içeriğe atla

Kendi menfaatlerini toplumdan üstün görmemek

Bilinçli yurttaş olmak doğruları görebilmenin yanında "ben" merkezli hareket etmemek, her olaya "biz" diyerek yaklaşabilmektir aynı zamanda. Sürekli değindiğim konuların başında yer alan "güzel ahlaklı olmak" bu tür bakış açılarının temelini oluşturur. Gerek aile hayatında, gerekse yaşadığı çevrede, paylaşımcılığı ve yardımseverliği kendilerine yaşam biçimi olarak seçenler, kendileri için istedikleri her güzel şeyi başkaları için de isterler. Yetiştirilme tarzının, başkalarını anlama, onlarla birlikte yardımlaşma şeklindeki duyguların gelişmesinde önemi büyüktür.

Aksi durumlarda ise bencillik, sadece kendi çıkarlarını göz etme, başkalarıyla birlikte hareket etme yerine onları saf dışı bırakma tarzı düşünceler oluşur. Anlamsız bir rekabet ve üstünlük yarışı başlar. İmrenmenin yerini kıskançlık alır. Toplum sağlığı bozulur ve kutuplaşmalar başlar.

Herkes diğer kimselere "saygı ve empati" ile yaklaşır ve onların haklarını eşit şekilde gözetirse o zaman kolektif bir ruh oluşur. Başkalarının üzüntüleriyle değil de mutluluklarıyla mutlu olabilen asil insanlara ihtiyacımız vardır.  Doğru karar verebilen, olayları sadece tek açıdan değil bütünsel olarak yorumlayabilen kimseler, bilinçli ve aydın kimselerdir. Olaylara at gözlüğü ile bakmazlar. Doğruları söylemekten imtina etmezler.

Sağlıklı ve huzurlu bir toplum olabilmenin kurallarından bir tanesi de

"Kendi menfaatlerini toplumun menfaatlerinden üstün görmemektir".

Hileden, şantajdan, ayak kaydırmaktan, iltimasdan uzak durmaktır. Bunlar gerçekten hepimizin huzurunu bozan hastalıklardır. Hak edilerek elde edilen kazanımlarda huzur olur, bereket olur, sağlık olur. Diğer türlü takdiri ilahi size bunları gülerek yedirmez, bunlardan menfaat göremezsiniz.

Hani diyorlar ya her tehdite ve saldıraya karşı "milli birlik ve beraberlik" diye. İşte bunu sağlamanın yolu yukarıdaki kuralı uygulamakla olur. Beden olarak birliktelik ruh birlikteliği ve dayanışma anlamına gelmez. Ortak değerlere sahip olunarak olur ancak. Medayanın da düşüncelerin ve algıların oluşmasıda rolü maalesef çok büyük. Burada belirleyici çoğu zaman reyting oluyor. Hangi tarz konular ilgi topluyorsa onlara yer veriliyor. Onlarca dizi ve program var, genelde çok tutulanlar içeriği "entrika, kuyu kazma, kabadayılık, varlıklı iş adamı veya mafya adamı, aşiret, ağalık" tarzı konular.  Tüm bu yayınlar gençlere ve körpe beyinlere ne kazandırıyor, ne öğretiyor bilmek isterdim. Tabi ki hayatın gerçekleri ve bazı farkındalıkların kazanılması için güzel olsa bile "olumsuz örnek teşkil edebilecek davranışlar" ile algıların oluşmasında  medyanın rolü büyüktür. Aile, çevre ve iletişim aygıtları ile bunların yalan yanlış kuşatması, kanaatlerin oluşmasında etkendir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toplumun yanlış değer yargıları

İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından, kişilerden ve olaylardan etkilenerek (anne, baba, arkadaş veya bir film kahramanı olabilir) veya empoze edilerek zaman içerisinde oluşur. Kişiler böylelikle kendilerine bir rol-model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar. Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar ve problemler politik yöntemlerle, hile, şantaj ve saman altında su yürütme gibi yöntemlerle çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama yönteminin sıkça yalan söylemek ,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. ...

Liyakat olmazsa huzur olmaz

Toplumsal huzurun sağlanmasının olmazsa olmaz kuralı işlerin ehline verilmesi ve adaletin kusursuz işlemesidir. Liyakat kavramı, sahip olunan görev ve sorumluluğu hak edecek yeterlilikte ve nitelikte olmayı ifade etmektedir.   Belirttiğimiz iki kural işlemediğinde huzursuzluk ve çürüme başlar. Önemli görevlere getirilen kimselerin liyakat sahibi olması hayati önem taşır. Ahlak yozlaşması baş gösterdiğinde ve adalet tam işlemediğinde, iltimas(torpilcilik), hazırdan kazanma, başka bir tabirle kıyakcılıkla yandaşçılık başlar. Böyle bir ortamda huzursuzluk, yolsuzluk baş gösterir. Terör olayları artar, ülke ileri değil geriye gitmeye başlar. Kurum ve kuruluşlar işlerini sağlıklı yapamazlar, toplumun adalete ve kurumlara olan güveni azalır. Adaletin ve liyakatın olmadığı bir ortamda hangi sisitemi uygularsanız uygulayın bataklığın üzerine ev yapmış gibi olursunuz. Zamanla rutubetten ve nemden duvarlar çürümeye başlar. Ne yaparsanız yapın temel bozuk olduğundan sistem işlemez hale gelir....

Gerçek, samimi dindar nasıl olmalıdır?

İnananlar ile riyakarlar arasıdaki farklar? İnançların özü samimiyettir. Din ise kulun özgür iradesiyle Allah ile kurduğu bağdır. Kişi bunu kabul etmekle ona teslim olup,  onun  belirlediği sınırlar içinde yaşamayı kabul eder. İnancı ve ibadetleri sadece şekilden ibaret sanan ve farklı amaçlar için kullananlar ise riyakar kimselerdir. Gerçek inananlar yaptıkları ibadetleri yalnızca Allah rızası için yaparlar, dünya menfaati gütmezler. Saltanatta, makamda ve mevkide gözleri yoktur. Her durumda adaleti savunur, doğruyu söylerler. Riyakar  kişiler ile gerçek inananları belirleyen unsurlar:   - Kula kulluk etmemek. Maddiyata tapmamak. Allah'tan korkmak. Yüzü kızarmak.  Yalancı olmamak. -Kişileri değil de Allah'ı memnun etmeye çalışmak. -Makam ve mevki için küçülmemek ve menfaat için sevgi gösterisinde bulunmamak. - Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak. -Başkalarının haklarını gözetmek. -İnsanlara zulüm etmemek. -Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmak. -Dedikodu, iftira ve ikiyüz...