İnsanların günlük hayatta sergiledikleri birtakım davranış biçimleri ve
modeller vardır. Bazı olaylar karşısında nasıl davranılması gerektiğini
belirleyen yerleşmiş ilkelerdir. Tüm bunlar insanlarda, çocukluk
devrelerinde, aile ortamında ve yaşadığı çevreden aldıkları izlenimlerle
oluşur. Bunlar zamanla aile ortamından ,kişilerden ve olaylardan
etkilenerek(anne,baba,arkadaş veya bir film kahramanı olabilir.) veya
empoze edilerek zaman içerisinde oluşur Kişiler böylelikle kendilerine bir
rol- model seçerek kişiliklerini ve genel davranış biçimlerini oluştururlar.
Aile içersinde ilişkiler şiddete ve baskıya dayanıyorsa, en güçlü olan en çok
otoriteye sahiptir gibi bir izlenim oluşacaktır. Bir başka ortamda,sorunlar
ve problemler politik yöntemlerle,hile,şantaj ve saman altında su yürütme
gibi vs. çözülüyorsa bu durumda da kişi kendini ispatlama ve kanıtlama
yönteminin sıkça yalan söylemek,iki yüzlülük ve içten pazarlılıkla olacağına
inanacaktır. Birinci örnekten bahsedelim. Bir baba çocuklarını sürekli
korkutuyor ve kızıyor ve bu şekilde cezalandırıp yönlendiriyorsa,burada
otorite sahibi en güçlü olandır imajı ortaya çıkar. Bu kişi bir ağabey veya
arkadaş olabilir. Okulda veya çevrede sık sık kavgalar oluyorsa, en güçlü
kişiler, en çok çok korkulan ve çekinilen ve de saygı duyulan kişiler olurlar.
Çoğu zaman böyle davranış sergileyen kişilere bu şekilde davranmak
gerektiği kendisine daha öncede başka birisi tarafından empoze edilmiştir.
Kişi bundan dolayı kendini ispatlama yönteminin bu olduğuna inanır.
Gelenekçi toplumlarda dışa bağımlılık ve kendini toplum tarafından kabul
ettirme isteği daha fazla olarak görülür. Bu insanlar dış referanslı bir
hayat biçimi sergileyerek, doğrularını,yaşam biçimlerini ve kararlarını diğer
insanların genel bakış açısına göre,toplumda varolma güdüsünü kullanarak
belirlerler. Bu bir seçim değil bir zorunluluktur. Öyle yapılması
gerekiyordur,bu şekilde davranmazsa dışlanacak istenmeyen insan
olacaktır.Genelde neyin neden yapıldığı,bunların sonuçları ve nedenleri
hakkında düşünülmez . Öyle yapılması gerekiyordur. Bundan dolayı
meydana gelen bir sabit kafalılık, ve kalıplaşmış davranış biçimleri oluşur.
İnsanlar cinayetler işler,kırıcı davranışlar sergiler,politik yöntemlerle bir
takım araçlar bularak,toplumda söz sahibi olma ve bir takım siyasi çıkarlar
sağlama yoluna giderler.
Sivas olaylarını ve mahalle kovalamacalarını bilirsiniz. Yukarıdaki
anlattıklarıma göre bunları yorumlayalım. Birinin “hırsız var” diye
bağırdığını düşünün tüm ahali ve esnaf toplanır başlar bu kişiyi
kovalamaya,olayın ne olduğu doğru mu olduğu düşünülmez amaç
yakalamak ve linç etmektir. Acaba neden oldu,yapılan eylem doğru
mu,bu bize yakışır mı diye kendini sorgulayan olmaz. Suçlanan insan
gerçekten bu duruma neden geldi. Acaba diğerleri de onun kadar suçlu
mu.. Gerçekten suçlu mu diye soran olmaz. Hep anı görürüz ve üç boyutlu
(buna değineceğim) düşünülmez. Yapılmak istenen ve de yapılması
gereken tek şey vardır. Yeri ve zamanı gelince eksiksiz uygulanır:LİNÇ.
Günlük hayatta da bazı meclislerde,iş hayatında da buna benzer olaylar ve
hadislere rastlarız. Çekemediğimiz ve bizden farklı düşünen ve farklı
davranan bir insan gördüğümüzde,dışlayarak,lakaplar takarak, alay
ederek,komplolar hazırlayarak yıpratma oyunları oynarız . Tüm bu
18
saldırılar karşısında kişi çoğu zaman psikolojik bunalıma girer. Çok
sakinken ve iyi niyetli tavırlar beslemesine rağmen,agrasifleşebilir ve
problem insan görüntüsü verebilir. Üç boyutlu düşünen bir insan
(neden,olay,sonuç). Benim aydın insan tanımıma uyar. Gerçek suçlu ve
suçluları görür. Bu insan deli diyenlere,neden bu hale geldi diye sorar
Sivas katliamını yapanlar güya dindar insanlardı. Yanlışları
sıralıyalım.Hangi dinde linç var. Dindarlık bumu Mevlana öğretisi bu mu.
Hoşgörü adalet getiren,sevgiye ve saygıya odaklanan din bu mu?. İnsan
yakmayı amaçlayan kaç din var. Hatalar:
1-Önyargılar
2-Neyi savunduğunu bilememe
3-Kişisel çıkar sağlama ve örgütlenme
4-Amaçları bırakıp,araçlarla ilgilenme
5-Cehalet,geçmişi bilememe,geçmişle bağlantı kuramama(düşüncede üç
boyutun olmaması.)
6-Kavramları karıştırma
Bu bir tür böl ve yönet ve de yok et psikolojisidir. Örnek vermek gerekirse,
önyargılar,topluma kendini kabul ettirme duygusu,kendinden üstün olan
kişileri komplo teorileriyle ve tuzaklarla yok etme eğilimleri. İnsanların
bazı ahlaki davranış biçimleri hariç bir takım davranış kalıplarına sokma
eğilimleridir.
Kavramların yanlış yorumlanmasına bir örnek de bazı davranış modellerine
verilen yakıştırmalardır. Kendini çok fazla ön plana çıkaran,saman altından
su yürüten,her şeyin kolay ve illegal olan taraflarına yönelen,insanlara kaş
göz işareti yapıp onları yanıltmaya çalışan kimseler hakkında “ne kadar
uyanık, ne kadar gözü açık ve girişken” gibi ifadeler kullanılır. Aslında
uyanıklık bir farkındalık bir bilinçlilik durumunu ifade eder. Yani gafletin
zıttı anlamındadır. Ne yazık ki cehalet ve geri kafalılık birleşince ve her şey
maddi kazanımlar doğrultusunda değerlendirilince “Üç kağıtçının” tanımı
uyanık olabiliyor. Yüzsüzlüğün ve görgüsüzlüğün adı da “girişkenlik”
Bir de böyle insanlar el üstünde tutulup bu davranışlar meşru bir platforma
oturtulunca işte o zaman toplumsal kıyım başlıyor.
Tabi buradan kendini ifade edemeyen ezik,özgüven yoksunu insanlar
olalım anlamı çıkmamalı. Böyle sistemler sadece teslimiyetçi kuklalar
yaratır. Olgun insan ne zaman, nasıl davranmasını bilen insandır
Bir toplu taşım aracı durduğunda herkes birden daha önce binebilmek için
birbirini ite kaka saldırması,herhangi bir yerde kuyruk beklerken daha
önce gelenlerin sırasını almak, halk diliyle aralara “kaynak yapmak” gibi
davranışlar vb. örnek gösterilebilir
Birde birisinin gelip sizin bu şekilde davranmadığınızı görünce “hadi ya
biraz girişken olsana” dediğini düşünsenize. Fakat sizin bunu yapmamanız
girişken olmanızla bir ilgisi olmayıp, aldığınız eğitim,aile terbiyesi ve görgü
kurallarının buna müsaade etmemesidir. En azından ahıra girmek için
birbirini itip kakan hayvanlardan farklı olan insan tarafınızı ortaya
çıkarmak içindir. Fakat geri kafalılık bunu sizin hakkınızı arama yetersizliği
olarak modeller. Haklı olduğunuzda hakkınızı aramanızla, fındık kabuğunu
bile doldurmayacak basit ve illegal kazanımlar çok farklı şeylerdir. Her
19
zaman toplumun doğruları gerçek doğrularla, kişisel değer yargıları ve
bağnazlık, gerçekler ve etik değerle uyuşmayabiliyor.
Kemik gelişimi ve protein ihtiyacını gidermek süt içen bir insana “çocuk
musun?” Sokakta sağlıklı kalabilmek için spor yapan bir insana “deli gibi
koşuyor” ifadelerini kullananlar,elinde sigarayla kurulup gezen,içki masası
kurup,bir takım insanlara sarkıntılık yapmayı “delikanlılık, erkeklik” olarak
görür.
Namus namus diye bas bas bağrılılır gelin görün ki en büyük
namussuzluklar böyle nutuklar atan kimselerce yapılır. Hiç zina yapmamış
gayri meşru bir ilişkide bulunmamış bir insana “Abaza” yakıştırmasını
yapanda aynı zihniyettir.
Aslında tüm bu kavramlar çoğu zaman amaçlarından saptırılıp başka
kazanımlar için bir araç halini alırlar. Bir takım geleneksel yaptırım
araçları bulunup insanları yönetmek ve yönlendirme aracı yapılır.
Kan davaları bunun en güzel örneklerinden birisidir. Din için namus
için,töre için yapıldığı söylenir.
Dini açıdan bakalım
Peygamberimizce, veda hutbesinde kan davası açıkça yasaklanmıştır.
Töre açısında bakalım
Yasin suresinde “Ataları sapıklık içinde olan bir kavimi uyarmak için
gönderildin” ayeti vardır. Atanız putperestse veya sizi ve ailenizi yok
edebilecek masum insanların ölmesine sebep olacaksa onların yolundan
gitmemeniz emredilir.
Mantık açısından bakalım.
Çok haince bir kısır döngüdür ve sonu yoktur. Bir kıvılcımla başlar ve bunu
hak eden hak etmeyen herkes öder. X kişisi Y yi öldürür. Y nin
yakınlarından biri X in yakınlarında birini, X in yakınlarından biri yine karşı
hamle ile Y nin olayla hiçbir ilgisi olmayan akrabasını öldürür ve bu böyle
devam eder. Olayla hiç ilgisi olmayan masum insanlar öldürülür ve adına
töre denir. Yuvalar yıkılır günahsız genç kızlara iftiralar atılır. Kardeşe
kardeşi öldürmesi için eline silah verilir. Her şeyin tek bir açıklaması vardır
töre ve namus.
Düşünmediğimizde,saplantılarımızla ve hislerimizle hareket ettiğimizde ve
başkalarının yalan yanlış yönlendirmesiyle hareket ettiğimizde hayatımız
soru işaretleri ve hayal kırıklıklarıyla dolacaktır.Hayat daima bize ikinci bir
şans veremeyebileceği için telafisi olmayan durumlara düşmekten
kaçınmalıyız. Ölen insanın geri gelmemesi ve öldürenin hayatını
parmaklıklar ardında geçirmesi gibi. Hayat bizim hayatımız olacağı için onu
doğru analiz edip,yorumlayıp yine kendimiz için en doğru kararı yine
kendimiz vermeliyiz. Başkalarının saplantıları ve toplumsal ve kişisel değer
yargılarıyla değil.
Yorumlar
Yorum Gönder