Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Toplumsal çürüme ve kıyamet alametleri

   1-İşlerin ehil olmayanlara verilmesi Sırf örgütlenme kadrolaşma adına, devlet yönetimde ve diğer iş pozisyonlara ehil olmayan kişilerin getirilmesidir. Hak eden değil de yandaş ve iltimas sahipleri makam sahibi olurlar. Devletin yönetimine halkın en şerlileri ve fitneci başları seçilir. İşler torpille(iltimasla) yürümeye başlar. Adam kayırma, ahlaksızlık ve hazırdan kazanma had safhaya ulaşır.     2- Ulemanın Susturulması Ahmakların Konuşturulması Halkın ileri gelenlerine, eli kalem tutan bilim adamlarına ve doğru söyleyenlerine karşı muhalefet ve itibarsızlaştırma projeleri yürütülür. Aydınların yaptığı uyarılar, şer sisteminin, menfaat düzenin bozulmasına sebep olacağından dolayı onlara sürekli karşı duruş sergilenir. Her türlü felaketin altında cehalet vardır. Bilirkişiler halkı uyararak onların uyanmasını ve gerçekleri görmesini sağlarlar. Şerciler halkın cehaletini, gafletini, ahlaksızlığını, menfaatçiliğini kullanırlar. Nerede yalaka, özel tutulmuş, alanında...

Yaşamla ilgili değişmez kurallar ve gerçekler

Yerçekimi nasıl bir doğa kanunu ise, tabiatın kanunlarını belirleyen ilahi güç yaşamımıza aynı şekilde müdahale ediyor. Farkında olalım ya da olmayalım bilmemiz gereken bazı kurallar: -Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Yaptığınız her fiil size geri döner. Kısascası eden ettiğini bulur(olumlu ya olumusuz anlamda). -Kötülük eden aslında kötülüğü kendine eder. İyilik için de durum aynıdır. - İnsanlara sistematik ve devamlı kötülük (fasıklar, iflah olmazlar) yapanlar , hem dünya hem ahiret hayatında sistematik kalıcı azaba uğrayacaklardır. Çünkü ruhu şeytanlaşmış bu kimseler günah işlemekten, zulm etmekten sıkılmamakta, utanmamakta ve Allah'tan korkmamaktadırlar. Nefis emmareleri ve egoları köütlüklerini kendilerine hoş gösterir. Başkalarının acı çekmesinden zevk alırlar. Fakat gerçek kötülüğü kendilerine yaptıklarını bilmezler. -Gülerek günah işleyenler ağlayarak cenehenneme girer. Hadisi şerif - Merhamet etmeyene, merhamet edilmez. Hadisi şerif    

Allah'ın lanetine uğrayan zalimler

Tarihte helak edilimiş, lanet edilmiş ne kadar topluluk varsa ortak özellikleri zalim olmalarıdır. Ortada üçüncü kişilere ait hak ihlali varsa bizim inancımıza göre affedilemez bir durumdur. Araf Suresi 44. ayette Allah cehennemdekilerin vasfını anlatıyor. "Zalimler". "Cennetlikler cehennemliklere: 'Biz Rabbimizin bize vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördük siz de Rabbinizin size vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?' diye seslenirler. Onlar 'Evet' derler. O sırada bir seslenici 'Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir' diye seslenir." Araf 44 Elinizle, ya da dilinizle kime zulm etmişseniz bunun sorumluluğun büyük olduğunu, mutlaka karşı tarafa bir şekilde ödenmesi gerektiğini, insanı ateşe götüren bir durum olduğunu anlamalıyız. Fiziksel olarak işkenceden, maddi ve manevi anlamda yapılan eziyetlerin tamamı zulüme girer. Kalabalığına ve kaba kuvvetine güvenip başka insanlara fiziksel olarak saldırmak, öldürmek, insanları dilleriyle iti...

Çoklukla ve servetle övünmek

Sayıca fazla olmak, etrafınızda sizin gibi düşünen kişilerin çok olması, başka gurup ve kişilere karşı güçlü gözükmenizi sağlasa  bile sizi onlardan üstün kılıyor mu? Tüm bunlar doğru yolda olduğunuzun göstergesi midir? Dinler tarihine bakarsanız Mekke Müşriklerinin sayısı da Müslümanlardan fazla idi. Ad ve Semud kavimleri varlık içerisinde yüzüyordu. Güvendikleri kalabalıkları, liderleri ve servetleri vardı.  Sahip oldukları imkanlarla övünüp şımardılar. Diğer kimseleri küçük görüp onlara zulmediyorlardı. Peygamberlere inanmayıp sonunda helak oldular. Hala günümüzde askeri gücüne güvenerek, başka topluluklara zulmeden, kendi ırklarını üstün gören zalim kimseler var. Allah'ın en büyük laneti zalimleredir. Peygamberimiz  hadisinde "bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir" diyor. Haksız yere insan öldürmenin en büyük günahlardan biri olduğunu söylüyor. Demek ki üçüncü kişilerin haklarını gasp eden, bunun için örgütlenenler, hangi kılığa girerlerse girsinle...

Gerçek, samimi dindar nasıl olmalıdır?

İnananlar ile riyakarlar arasıdaki farklar? İnançların özü samimiyettir. Din ise kulun özgür iradesiyle Allah ile kurduğu bağdır. Kişi bunu kabul etmekle ona teslim olup,  onun  belirlediği sınırlar içinde yaşamayı kabul eder. İnancı ve ibadetleri sadece şekilden ibaret sanan ve farklı amaçlar için kullananlar ise riyakar kimselerdir. Gerçek inananlar yaptıkları ibadetleri yalnızca Allah rızası için yaparlar, dünya menfaati gütmezler. Saltanatta, makamda ve mevkide gözleri yoktur. Her durumda adaleti savunur, doğruyu söylerler. Riyakar  kişiler ile gerçek inananları belirleyen unsurlar:   - Kula kulluk etmemek. Maddiyata tapmamak. Allah'tan korkmak. Yüzü kızarmak.  Yalancı olmamak. -Kişileri değil de Allah'ı memnun etmeye çalışmak. -Makam ve mevki için küçülmemek ve menfaat için sevgi gösterisinde bulunmamak. - Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak. -Başkalarının haklarını gözetmek. -İnsanlara zulüm etmemek. -Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmak. -Dedikodu, iftira ve ikiyüz...

Siyasi tercihleri etkileyen unsurlar

  Siyasi tercihleri etkileyen unsurlar,  yaşanılan gündem, yolsuzluklar, ekonomik sorunlar,  ya da demokrasiye olan güven değil. Gurupların sosyal ve ekonomik yaşamda üstünlük yarışına girdiği "ben" odaklı ortaya koydukları realiteler, saplantılardır. Mezhep, etnik köken, inanç gibi farklı eksenlerde ayrışmış beyinler için gerçekler değil saplantılar belirleyici olur. Hep benim dediğim olsun, benim sözüm geçsin, her yerde ben söz sahibi olayım havası hakim. Sahip olduğu inancın gereklerini yerine getirmek yerine, bunun sağladığı sosyolojik kimlikle hareket etmenin kimseye bir faydası olmaz. Bilgi ve kültür düzeyi düşük, sorgulamayan, olayları ahlak temelli değerlendirmeyen kitleleri doğrularla etkilemek olanaksızdır. Siyasetçiye kızmamak gerekiyor. Onlar da halkın içinde sıyrılıp sistemin yücelttiği kişiler. Siyasetçi halkın aynasıdır.  Halk iyi ise iyi yönetici, halk kötü ise kötü yönetici gelir. Kısacası bataklıktan gül yetişmez. Kişilerin ahlak ve eğitim düzeyi tercihlerin...

Başkalarının haklarına saygı göstermek

Tüm insanların sahip olduğu bazı ortak haklar vardır. Örnek verecek olursak maddi ve manevi haklar, siyasi, ekonomik veya sosyal haklar şeklinde geniş bir yelpazeyi kapsar. Bilmemiz gereken herkesin bu haklara sahip olduğu ve başkaları tarafından kısıtlanamayacağı gerçeğidir.   İş ve ticaret hayatındaki haklardan bahsedecek olursak. Örneğin bir insan yaptığı çalışma ve buluşu tescil ettirirken bu ismi başkalarının kullanmasını engelleyebilir. Ancak başkalarının da benzer çalışmalar yapmasını (taklit olmadığı sürece) ticaretime zarar gelecek diye, tekel olmak için engelleyemez ve psikolojik yıldırma ve baskı uygulayamaz. Hukuk sisteminde buna hakkın kötüye kullanılması denir. Gerçekten çekememezlik, haset bir hastalıktır. Hani bu konu insanın var olması kadar eskidir. Belki de Allah sınırsız ihtiyaçların yanında sınırlı kaynaklar yaratırken insanları imtihan ederek, bu kalp hastalıklarından korunmamızı istemekte ve takva sahip olup olmadığını test etmektedir. Bakın dünyada ki tüm sa...